Zamanın iyileştirici bir tarafı olduğuna dair anlatılan o büyük cümlelerin hiçbiri, bu odanın kapısından içeri girememişti. Takvimler, o kapkara gecenin üzerinden tam üç yıl geçtiğini söylüyordu ama benim için her şey her yılın bu zamanlarında hâlâ hastane odasında uyandığım ilk sabah kadar taze ve donuktu.
Bu üç yıl içinde halamın evine, bu yeni odama, sabahları uyanıp mutfaktan gelen sesleri dinlemeye bir şekilde alışmıştım.
İlk zamanlardaki o tamamen boşalmış, içi boşaltılmış nesne gibi duran halim geride kalmıştı.
Kendime küçük, sakin bir rutin kurmuştum. Haftanın birkaç günü gittiğim kütüphane, yürüyüş yaptığım sessiz sokaklar, odamdaki kitaplar... Hayatımı bir şekilde toparlamıştım, kenardan da olsa akıp giden dünyaya ayak uydurabiliyordum artık.
Ama Mart ayı geldiğinde, o toparlanan ne varsa yerini görünmez bir ağırlığa bırakıyordu.
Havaya sızan o bildik Mart ayazı, caddelerin gri rengi içimdeki o her zamanki durgunluğu sarsıyor, altından hiç geçmeyen bir sızıyı yüzeye çıkarıyordu. Yılın diğer günlerinde saklamayı, rafa kaldırmayı başardığım o ezici üzüntü, tam da bugünlerde göğsümün tam ortasına bir taş gibi oturuyordu.
All Rights Reserved