Bir zamanlar tek bir cümleyle kırılan bir kalp, yıllar sonra bir ülkenin kaderini değiştirecek kadar büyük bir savaşa dönüşür. Geçmişte yaşanan ağır bir ihanet, iki insanın hayatını tamamen farklı yönlere savurur. Biri adalet uğruna yaşayan, dünyanın en başarılı savcılarından biri olurken aynı zamanda sanat dünyasında zirveye ulaşır. Diğeri ise vicdanını çoktan karanlığa gömmüş, korkuyla anılan, devletlerin peşinden koştuğu bir suç imparatorluğunun başına geçer.
Yıllar boyunca büyüyen pişmanlık, kanla yazılmış geçmişi silemez. Güç, servet ve korku üzerine kurulan bir imparatorluk; sessizce bekleyen bir adaletin hedefi hâline gelir. Artık mesele yalnızca suç değildir. Her dosyanın arasında gömülü bir geçmiş, her bakışın ardında saklı bir yara vardır.
Adalet ile karanlık aynı masaya oturduğunda, hiçbir taraf eskisi gibi kalmayacaktır. Birinin görevi suçluyu durdurmak, diğerinin ise yıllardır kaçtığı geçmişle yüzleşmektir. Fakat bazı savaşlar mahkeme salonlarında değil, vicdanın en karanlık köşelerinde kazanılır.
İhanetin, pişmanlığın, intikamın ve affedilemeyen hataların gölgesinde; güvenin yok olduğu, merhametin zayıflık sayıldığı bir dünyada tek bir soru cevabını bekler:
İnsan, en büyük düşmanı olan geçmişinden gerçekten kaçabilir mi?
All Rights Reserved