Kadıköy'ün nemli, arnavut kaldırımlı ara sokaklarında, ağır metal bir kapının ardında zamanın bambaşka bir ritimle aktığı, duvarlarına yılların rock'n'roll tortusu sinmiş bir sığınak vardır: Mazi.
Derin için hayat; banyonun kalın siyah perdesi arkasında sızan o çiğ kırmızı ışığın altında, kimyasal kokular arasında yıkanan otuz altılık analog filmlerden ve elektro gitarının tellerinden dökülen puslu melodilerden ibarettir. Kendi güvenli, neşeli adasında; yol arkadaşı Egemen, Tuna ve Barış ile kurduğu o küçük müzik dünyasında fazlasıyla mutludur. Dışarıdaki dünyanın sahte parıltılarına da, Mazi'nin o loş köşelerinde tekinsizliğiyle nam salmış, varlığıyla masaları susturan arıza tiplere de son derece mesafelidir. Onun dünyasında vizörün arkasından bakılan sokaklar gerçektir, gerisi ise sadece birer fonsuz gürültüdür.
Ancak bir gece, duman altı olmuş o Mazi masasında yarım kalmış bir soloyu çıplak tellerle çalmaya çalışırken, bir başkası tarafından önlerine fırlatılan o siyah pratik sahne amfisi, sadece gitarın sesini yükseltmekle kalmaz; iki raydan çıkmış ruhu birbirine bağlayan ilk gizli frekansı, geri dönüşü olmayan o rezonansı başlatır.
Alaz, Kadıköy'ün gece mesailerinde, sabaha kadar süren gürültülü bar kargaşalarında kendi kurallarıyla yaşayan, kimseye eyvallahı olmayan karanlık bir gölgedir. Mazi'ye nadiren, sadece bir kahve içimi uğradığı o sıradan gecelerden birinde, gözlerinin kilitlendiği o kızın kendisine ayaklı bir kargo görevlisi muamelesi yapacağını, o kırılmaz san
All Rights Reserved