Her şey sıradan bir gün gibi başlamıştı.
Nehir Alpsoy için hayat, alışılmış düzenin içinde sessizce akıp gidiyordu. Ta ki o zarf gelene kadar...
Kapısının önünde, ne bir gönderici adı ne de bir damga taşıyan sade bir zarf duruyordu. Sanki biri özellikle bırakıp gitmişti.
Tek dikkat çeken şey vardı: üzerinde yazan isim.
"Nehir Alpsoy."
Bir an durdu. Bu ismi oraya kim yazmış olabilirdi?
Eline aldığında kâğıdın bile farklı bir ağırlığı varmış gibi hissetti. Normal bir mektuba benzemiyordu; daha çok, açılmayı bekleyen bir sır gibi...
Odaya geçti, kapıyı arkasından kapattı ve bir süre sadece zarfı izledi. İçindeki merak, hafif bir tedirginlikle karışıyordu.
Sonunda açtı.
İçinden çıkan tek sayfa, kısa ama netti. Ne açıklama vardı ne de bir imza... sadece onu içine çeken, anlamı eksik bırakılmış birkaç satır.
Okudukça yüzündeki ifade değişmedi ama gözlerindeki o anlık duraksama, her şeyi anlatıyordu.
Bu basit bir yanlışlık değildi.
Bir şey... onu seçmişti.
Ve o an, farkında olmadan geri dönüşü olmayan bir şeyin eşiğinde durduğunu hissetti.
Zarf hâlâ elindeydi.
Ama içindeki sessizlik artık eskisi gibi değildi...
All Rights Reserved