İnsan zihninin en karanlık dehlizlerinde yürüyen, zekasıyla ve sarsılmaz istikrarıyla tanınan bir psikiyatri uzmanı: Lâl. Bugüne kadar kimsenin dokunmaya cesaret edemediği, etrafına ördüğü o aşılmaz, buzdan duvarların ardında, aslında dünyadan sakladığı saf ve el değmemiş bir masumiyet gizliydi. O, insanları çözmeye yemin etmişti; ta ki kendisi bir kördüğüme dönüşene kadar.
Yeraltı dünyasının acımasız hükümdarı, adı geçtiğinde en güçlülerin bile korkuyla önünde diz çöktüğü karanlık bir adam: Meva. Ruhu öfkeyle, zihni ise uykusuz gecelerin kabuslarıyla zehirlenmişti. Gücüyle tüm şehre diz çöktüren bu adam, ilk kez kontrol edemediği bir zihinsel savaşın eşiğindeydi.
Meva'nın yolu, o gecenin karanlığında Lâl'in muayenehanesine düştüğünde, sadece iki hayat değil, iki farklı dünya çarpıştı.
Lâl, hayat kurtarmaya yemin etmişti; ancak şimdi ellerinde yüzlerce insanın kanını taşıyan bir adamın zihnine sızmak zorundaydı. Meva ise ilk kez birinin onun gözlerinin içine korkmadan bakmasına, duvarlarını tek bir kelimeyle yıkmasına şahit oluyordu. Bu bir tedavi değildi; bu, iki tehlikeli zekanın, av ve avcının yer değiştirdiği saplantılı bir esaret oyunuydu.
"Benim kanlı ellerime dokunmaktan korkmuyorsun, Karahan!" dedi Meva, Lâl'e doğru tehlikeli bir adımla yaklaşırken. "Ama asıl korkman gereken şey ellerim değil... Zihnime girdiğinde bir daha çıkamayacak olman."
Lâl derin bir nefes aldı. Gözlerindeki sarsılmaz gurur, adamın gölgesine rağmen titremedi. "Zihnin bir hapishane olabilir," diye fısıldadı. "Ama unutma; o hapishanenin anahtarı şu an benim elimde."
Biri iyileştirmeye yeminliydi, diğeri yıkmaya. Masumiyetin acımasızlıkla lekelendiği bu tehlikeli oyunda, anahtar kimin elinde kalacak?
All Rights Reserved