Dokuz yaşındayken başka bir aileye evlatlık verilen Dora Pera Aksar için hayat, hiçbir yere ait olamamak demekti. Kendisine ait olmayan bir evde, sevgisiz duvarlar arasında büyürken öğrendiği tek şey, ruhunu sessizliğe gömmek ve insanlardan kaçmaktı. O, yeşile kaçan ela gözlerini dünyadan saklayan, yaralarını sadece sokak hayvanlarıyla saran yalnız bir kızdı.
Doruk Tuna Özyiğit ise aynı okulun koridorlarında, kalbinde dört yıldır büyüttüğü bir aşkla yürüyordu. Onun dünyası eski plaklar, cızırtılı kasetler ve Dora Pera ile örülüydü. Yaşıtları gibi modern dünyaya ayak uydurmak yerine, aşkı o eski, fedakar ve asil ruhla yaşıyordu.
Bir tarafta geçmişinin ağırlığıyla kimseyi içindeki o kırık dünyaya almayan Pera; diğer tarafta onun bu asık suratını, mesafelerini ve en çok da konuşmadığı o sessizliğini ezbere bilen Doruk.
Bu hikâyede bizimle misiniz ?
Alle Rechte vorbehalten