"Bir mimar dünyayı cetvelle ölçerdi, bir edebiyatçı ise sadece hislerle..."
Ozan, hayatı milimetrik hesaplar, kusursuz çizgiler ve soğuk duvarlar üzerine kurulu, sınırların güvenliğine inanan bir iç mimardı. Onun evreninde her şeyin bir yeri, her duvarın bir köşesi vardı. Ta ki o köşelere sığmayı reddeden bir ruhla tanışana kadar.
Sinem, ucu yanık kelimelerin, tozlu kütüphanelerin ve hiç söylenmemiş şiirlerin koridorlarında yaşayan bir edebiyat tutkunuydu. Kalıpları, sınırları ve kalbin etrafına örülen betonları reddediyordu.
İstanbul'un tarihi pusunda, zamana meydan okuyan eski bir konağın restorasyon projesinde yolları kesiştiğinde, sadece iki meslek değil, iki farklı evren çarpıştı. Biri betonun sadakatine inanıyordu, diğeri ise mürekkebin sonsuzluğuna.
Ozan, binayı ayakta tutmaya çalışırken; Sinem, o binanın kalbini üflemek için geliyordu.
Ve ikisi de henüz bilmiyordu; en sağlam sarayların bile kelimelerle kurulup, tek bir bakışla yıkılabileceğini...
"Ruhlar köşelere sığmaz... Ruhlar, kelimelerin bittiği o uçsuz bucaksız boşlukta yaşar."
Seluruh Hak Cipta Dilindungi Undang-Undang