O gün, kalbimin yıllardır sessizce taşıdığı umutların tek tek kırıldığı gündü.
Sabah okulun koridorlarında dolaşan yeni öğrenci dedikodularıyla başlamıştı. Herkes onun kim olduğunu konuşurken benim aklım sadece Selim'deydi. İki yıldır uzaktan sevdiğim çocuğun bana doğru yürüdüğünü sanmış, belki de ilk kez beni fark ettiğini düşünmüştüm.
Yanılmıştım.
O, yanımdan geçip Aylin'e sarılmıştı.
Dakikalar sonra okulun dedikodu sayfasında onların öpüşürken çekilmiş videosunu görmek, içimde kalan son umudu da söndürmüştü.
Canım acırken önüme bile bakamayacak hâle gelmiş, tanımadığım yabancı bir çocuğa çarpmıştım. Buz mavisi gözleriyle bana sakin ama sert birkaç cümle kurmuştu. O an onun söyledikleri değil, içimde biriken kırgınlık canımı yakıyordu.
Kendimi tutamayınca tek güvenli limanım olan abim Doruk'un yanına koşmuştum.
Her zamanki gibi beni sorgulamadan sarılmış, hiçbir şey söylemeden ağlamama izin vermişti.
Mert ise her zamanki gibi yaptığı şakalarla beni güldürmeye çalışmış, sonunda bunu başarmıştı da.
O gün ilk kez yüksek sesle söylemeye cesaret ettiğim bir soru vardı.
"Ben gerçekten bu kadar çirkin miyim?"
Belki de cevabını bildiğim için değil...
Sadece birilerinin bana "Hayır." demesine ihtiyacım olduğu için sormuştum.
Doruk'un bana baktığı o an, kendimi dünyanın en değerli insanıymış gibi hissetmiştim.
Sonra Aleyna'nın kafede olduğunu öğrendim.
O gün okulda dersler işlenmişti belki ama benim aklım ne tahtadaydı ne de defterimde.
Çünkü o gün bir şey öğrenmiştim.
İnsan bazen en çok sevdiği kişiden değil, en çok değer verdiği insanlardan güç alıyormuş.
All Rights Reserved