Ellerim tahrik edici bir şekilde belini kavradı. Biraz daha çektim göğsüme sanki onu kalbimin derinliklerine gömebilirmişim gibi. Kıyamıyordum ki ona dokunmaya, yüzünü okşamaya, sanki porselen bir bebek vardı kollarımda; kollarımdaydi. Benimdi ama bir o kadar da bana uzaktı.
Soğuktu benim kadınımın elleri, beden ısısı hep düşüktü ama bir o kadar da ateşliydi. Deli doluydu, onun bir hareketini tehmin eden diğerini asla bilemezdi işte öyle bir mevzuydu benim kadınım.
Nasırlı ellerim yüzüne değmesin canını yakmasın diye elimin tersiyle yanağını okşarken siyah harelerim hayran olduğum yüzünü seyrediyordu. Mavi ve yeşilin karışımı olan gözlerinde hapsolmuştum ben. Bundan ötesi artık yoktu.
Siyah saçları lanetim olan bir tanrıçaydı o. Benim hem kurtuluşum hemde lanetim gibiydi. aldatıcı masum bir yüzü vardı ama özünde masumlukla uzaktan yakından alakası yoktu. asiydi, ele avuca sığmayan taşkın biriydi. Tabiri caizse yılan gibiydi. Beni bile yuvamdan çıkaran bir yılan.
Dudaklarına kaydı bu sefer gözlerim. Büyüleyiciydi. Onunla olan her erkek ilk dudaklarına meftun olurdu. Beni baştan çıkaran kendisi değilmiş gibi kıvrılan dudakları günaha davetti. Ben onu seyre dalmışken davetkar dudakları gittikçe daha da kıvrılıyordu.
Hiç beklemedim şekilde parmaklarımın arasındaki sigarayı kışkırtıcı bir yavaşlıkla parmaklarını bileğimin ve elimin üzerindeki damarlarda gezdirerek nabzımı okşadı. Parmaklarımın arasından aldığı sigarayı dudaklarına yerleştirip derin bir nefes çekti içine.
Sigaradan aldığı derin nefesi hemen dışarı vermedi. Dumanı dudaklarında hapsedip yavaşça başını kaldırdı. Sigaradan aldığı o bir nefesilik dumanı yüzüme üfledi.. Ben kaskatı kesilirken o güldü... Ben alevlenirken o ateşi harlayan oldu.
Siktir o... beni arzuluyordu.
İşte kollarımdayken bunu yapmıcaktı...
Domínio Público