Taştan Kalbe Sürgün
Hazan'ın titreyen ama geri adım atmayan sesi odanın içinde bir kurşun gibi yankılandı
"Merhamet bilmeyen, sevgi bilmeyen yüreğinden öpüyorum seni Efraz..."
Efraz Hanezar o an sanki görünmez bir el tarafından durdurulmuş gibi kaskatı kesildi. Hayatında her türlü tehdidi duymuştu; silahlar ona doğrultulmuş, düşmanları ona beddualar yağdırmıştı. Ama ilk kez biri, onun karanlığını bir madalya gibi göğsüne takıyor, o merhametsizliği "öperek" onurlandırıyordu. Şaşkınlığı, kehribar gözlerinde saniyelik bir fırtına gibi koptu. Kaşları havalandı, nefesi boğazında düğümlendi.
Ancak Efraz, Mardin'in acımasız yasalarıyla yoğrulmuştu. Şaşkınlığı uzun sürmedi; zihnindeki o karanlık kalkan saniyeler içinde tekrar kapandı. İçindeki o sarsıntıyı gizlemek için daha da zalimleşti.
Efraz: (Hazan'a bir adım daha yaklaşarak, sesi buzun çatlama sesi gibi soğuk) "Beni mi öpüyorsun? Sen ne yaptığını sanıyorsun Hazan Vural? O öptüğün yerde sadece kan ve kül var. Senin o tertemiz dudakların, benim gibi birinin karanlığına dokunursa sadece kirlenir ben inanmam böyle saçma şeylere."
Hazan, Efraz'ın bu sert çıkışına rağmen elini uzatıp adamın elini tuttu ve kendi kalbinin üzerine, tam o deli gibi çarpan ritmin üstüne bastırdı.
Hazan: "Eğer inanmazsan sana olan bu sevgime... Bak, hisset. Kalbim zaten avuçlarının içinde Efraz İster sök al, ister daha sert sık. Ben çoktan razıyım senin elinde can vermeye...