"Benden uzak dur."
Sesim kararlı çıkmalıydı.
Ama titredi.
Gözlerini üzerimden çekmedi. Sanki söylediklerim onun için hiçbir anlam taşımıyordu.
"Uzak durmamı gerçekten istiyor musun?" diye sordu sakin bir şekilde.
"Evet."
Hiç düşünmeden.
Hiç tereddüt etmeden.
Ama o... sadece gülümsedi.
"Yalan söylüyorsun."
Kalbim hızlandı. "Yalan söylemiyorum."
Bir adım attı.
Ben geri çekildim.
Aramızdaki mesafe azaldıkça içimdeki huzursuzluk büyüyordu. Bu his... korkudan fazlasıydı. Sanki kaçamayacağımı bilen bir yanım vardı.
"Benden korkuyorsun," dedi.
"Evet," dedim bu kez dürüstçe. "Çünkü normal değilsin."
Bu sözüm onu durdurmadı.
Aksine... daha da yaklaştırdı.
"Normal olmak gibi bir derdim yok."
Sesi alçaktı. Tehlikeli.
Ve fazlasıyla kararlı.
"Ben seni istemiyorum," dedim, son kez.
Bu bir sınırdı.
Bu bir reddedişti.
Ama onun gözlerinde bu... sadece bir başlangıçtı.
"İsteyeceksin."
Nefesim kesildi. "Hayır."
"İsteyeceksin," diye tekrarladı bu kez daha kesin. "Çünkü senden vazgeçmeyeceğim."
İşte o an anladım.
Bu bir tesadüf değildi.
Bu bir karşılaşma değildi.
Bu... bir saplantının başlangıcıydı.
Ben uzaklaştıkça o daha çok yaklaşacaktı.
Ben reddettikçe o daha da derine inecekti.
Çünkü o, "hayır" kelimesini kabul etmeyen bir adamdı.
Ve ben...
Onun takıntısı olmuştum.
Bu bir aşk hikâyesi değil.
Bu, istemediğin bir hikâyenin içine çekilmenin hikâyesi.
Ve bazı hikâyelerden kaçamazsın.
Ne kadar denersen dene...
Sonunda seni bulurlar.
All Rights Reserved