12.12.1992 (10.16)
Sevgi yetiştirme yurdunda derin bir sessizlik hakimiyet kurmaya devam ediyordu. "Ya gelin bir bakın. Az önce getirdiler bakalım." Dedi Tonton. Birlikte koridordaki odaya girdiklerinde etraftaki koşuşturmalar dikkatlerinden kaçmamış değildi. Sırık, Tonton, Sandal, Sülsül, Kıvırcık. Bu 5 arkadaş kendilerini bildi bileli hem yana yana dolaştılar ayrılmadılar.
Yurtta sessizlik ve acelecilik asla dikkatten kaçmazdı. Acelecilik tehlikeliydi ama sessizlik kadar değildi sessizlik ağır ağır işlerdi.
"Yaşıyor mu?" Diye sordu Müdüre Hanım. Isıtıcı yakıldı. Eller uzandı. Sert, hızlı, mekanik. Sevgi yoktu; zamanla yarış vardı. Hayatta kalmak için şefkat gerekmezdi, sadece gecikmemek yeterliydi. Cevap beklemiyordu ama ihtimal etmek istiyordu.
Battaniye açıldığında ortaya çıkan şey bir bebekten çok, dünyaya geç kalmış bir ihtimaldi. Ne tam yeni, ne tam kayıp. Kimsenin sorumluluğunda olmayan bir ara. Ağlamıyordu. Ama gözleri açık masmavi gözleriyle bakıyordu.
Tonton bunu gördü. Ağlamamasını. Ağlamayan bebekler yurtta istisna değildi. Onlar genelde uzun kalmazdı. Bir yere değil, bir boşluğa giderlerdi.
Isıtmaya çalıştılar. Kontrol ettiler. "Maşallah." Dedi Hafsa Sultan. Kucağındaki bebeğe uzun uzun baktı. Bu cümle bir üzüntü ya da alışkanlık değildi bu bir umuttu. "Gelen manavcı portakalda getirdi." Müdüre Hanım usul usul başını salladığında masasının üstündeki defter açıldı kalem oynadı.
"Anaa." Dedi Sırık. Gülümsedi. "Adı Portakal Kafa olsun mu?"
Müdüre hanım yazdığı yazıya baktı. Bir insanın ilk ismi ne olabilirdi? Bir insanın adı bu olabilir miydi?
Buluntu Kız.
Tonton duvara yaslanmıştı. Yaklaşmadı. Yaklaşması gerekmiyordu. Hafsa Sultan bebeği geri beşiğe koyduğunda, küçük bir el havaya kalktı. Refleks değil, arayıştı bu. Tutunacak bir şey arayan bir hareket. Ama el boşlukta kaldı.
All Rights Reserved