Hiç kalabalık bir masada otururken, ağlamamak için tırnaklarını avuçlarına bastırdın mı?
Gülüyorsun. Şakalaşıyorsun. Her şey yolundaymış gibi davranıyorsun.
Ama içindeki o küçük çocuk, kimsenin duymadığı bir yerde hıçkıra hıçkıra ağlıyor.
Ve bunu senden başka duyan yok.
Büyük, gürültülü ve bir o kadar da soğuk bir şehrin birbirinden uzak evlerinde, hayatlarının en zor sınavına hazırlanan dört genç vardı.
Daha on sekizindeydiler.
Ama yüzlerine, yıllardır taşıdıkları acılardan rengarenk maskeler dikmişlerdi.
Yolları, geleceğin korkusuyla tir tir titredikleri o en çaresiz dönemde kesişti.
Kimsenin kimseyi görmediği, isimlerin ve yüzlerin hiçbir anlam taşımadığı gizli bir internet forumunda:
Aynı Evin Yabancıları.
Gerçek isimlerini sakladılar.
Yüzlerini sakladılar.
En önemlisi, yaralarını sakladılar.
Birbirlerini hiç görmeden, yalnızca yazdıkları birkaç cümleyle birbirlerinin yaralarına dokunmaya başladılar.
Sonra fark etmeden bir aile oldular.
Sınav stresinin, aile baskısının ve gelecek korkusunun ortasında birbirlerine küçük bir bahar getirdiler.
Belki de ilk kez biri onları gerçekten dinliyordu.
İlk kez biri, "İyiyim." dediklerinde bunun bir yalan olduğunu anlayabiliyordu.
Her şey o kadar güzel ilerledi ki...
Bu masalın hiç bitmeyeceğine yemin edebilirdin.
Ama hayat, insanı en çok güvendiği yerden vurur.
Baharın o göz alıcı güneşine aldanma.
Çünkü bazı çiçekler güneşin altında değil, karanlığın içinde büyür.
Ve bazı sırlar, sonsuza kadar saklanmak için fazla ağırdır.
Maskelerin düşeceği, gerçeklerin ortaya çıkacağı o son saniyenin geri sayımı çoktan başladı.
Üstelik hiçbiri bunun farkında değil.
Unutma; dünyaya en çok ışık saçan insan, bazen içindeki kapkaranlık kuyuyu herkesten iyi saklayandır.
Bu kitap;
Dünyayı ısıtıp kendi odasında sessizce üşüyenlere...
All Rights Reserved