KAN YEMİNİ
Karadeniz'in sisli dağları, sırf iki ailenin değil, iki koca köyün birbirine tuttuğu amansız kinle yıllardır patlamaya hazır bir bomba gibi sessizdi. Dik yamaçların arasından süzülen Fırtına Deresi, sadece suları değil; iki tarafın toprağına sinmiş öfkeyi, nefreti ve geçmişin kanlı hesabını taşırdı. Dağların ardında yükselen iki düşman köy, düşman bakışlar ve yıllar önce içilen tek bir ant...
Bir Kan Yemini.
O yemin, düşman iki ailenin arasına çelikten bir duvar örmüştü. Kimse o sınırı geçemez, kimse düşman toprağına adım atamazdı. Ama o büyük nefretin tam ortasında, hiç hesapta olmayan küçücük bir kıvılcım parlamıştı yıllar önce: İki düşman köyün, iki düşman sevdalısı. Birbirlerinin gözlerine baktıklarında köyün kan davasını değil, kaderin amansız cilvesini gören iki can.
Sonra bir gece, toprağa düşen son damla kanla birlikte yemin tazelendi.
Sevda, amansız bir sürgünle bölündü. Aradan geçen tam tamına 10 yıl...
10 koca yıl boyunca biriktirilen sessizlik, unutulmayan aksak bir nefes, göğse batan 10 yıllık bir ayrılık. Ne o yemin unutuldu Karadeniz'in hırçın dalgalarında, ne de o ilk günkü yakıcı sevda bitti dağların soğuğunda. Yıllar sonra memleketine dönen bir adam ve yıllardır aynı nefretin gölgesinde sevdasını bir kor gibi saklayan bir kadın.
Geçmişin kanlı ateşi yeniden alevlenirken, 10 yıllık ayrılığın ardından karşı karşıya geldiklerinde soru ortadaydı: Bu kan yemini mi iki sevdalıyı yutacaktı, yoksa 10 yıllık aşılmaz sevda mı Karadeniz'in kaderini bastan yazacaktı?
All Rights Reserved