Herşey kolay ve anlaşılırdı. Her şey tek bir şeye bağlıydı; duygulara.
Hayatın boyunca hissettiği her duygu vicudunda bir çil bırakır insanın. Ana çiller olarak anılan en belirgin çiller ise tamamen rastgele kendi yerlerini kendi belirlerdi. Saçların kıvırcıklığı ebedi neşeyi gösterirdi. Turuncusu ise neşeyi. Eğer ne kadar yoğun yaşarsan duygularını o kadar koyu mavi gözlerin olur der bir efsane. Arelyn ise onlardan farklı doğdu. Duygusuz, çilsiz, kömür karası gözlerle ve düz siyah saçlarla. Hayatı boyunca hiç ağlamamış, üzülmemiş, kırılmamış olmak kulağa güzel gelebilir. Ama hiç sevinnemiş, mutlu olmamış, heyecanlanmamış birinin hayatı nasıl sıkıcıdır bilir misiniz?
Tıpkı tek bir notayı çalan bir gitar gibi. Tek düz, tek nota ve tek ses. Kulak paslatacak kadar sıkıcı. Yani öyleydi. Gallowen'a gelmeden önce. Dört ırkın birlikte barış içinde yaşayabileceğini kanıtlamak isteyen büyük adanın içindeki bir bina olan Gallowen'a gelmeden önce öyledi. Gallowen ne bir akademi ne de bir hapishane idi. Gallowen zorlamaz, baskı yapmaz, sana sadece fırsat sunar.
Gallowen yol sunar, her adım senin iradenle atırlır.
Gallowen görevler, görevler hedef sunar. Yolu kendine seçersin...
Todos los derechos reservados