Lavinia, hayatını düzene sokmaya çalışırken hiç hesapta olmayan biri giriyor sahneye: Aras.
Sessiz, tehlikeli, anlaşılmaz... ama bir o kadar da çekici.
Birbirlerinden uzak durmaları gerektiğini biliyorlar ama kalplerinin başka planları var.
Kavga, tutku, sırlar, yanlış zamanlar, doğru hisler...
Bu hikâye, "Keşke tanımasaydım" ile "İyi ki karşıma çıktın" arasında sıkışıp kalan bir aşkın hikâyesi.
Bazı hikâyeler geçmişte başlar, ama yarası geleceğe sızar.
Aras, çocukluğundan beri taşıdığı sessiz acının altında ezilirken hayat ona bir kez daha aynı soruyu soruyor:
"Gerçekten iyileşebilir misin?"
kendi karanlığının içinde yıllardır kaybolmuş bir adam. Konuşmayan, anlatmayan, ama gözleri her şeyi ele veren biri.
Lavinia'nın hayatına girişi bir tesadüf değil; kaderin ince ince ördüğü bir hesaplaşma.
Birbirlerine yaklaşmaları yasak gibi... ama uzak durmaları imkânsız.
Geçmişin kapıları açıldıkça Aras'ın sakladığı gerçekler, Lavinia'nın sustuğu yaralarla birleşiyor.
Her adımda biraz daha acı, biraz daha yakınlık...
Ve ikisini de aynı anda yakan bir bağ:
Kurtuluş mu olacak, yoksa yeni bir yıkım mı?
Bu hikâye, iki insanın birbirinin karanlığında ışık arayışının;
acının, sevginin ve kaderin en keskin hâlinin romanı.
"Baldan acı ne var?"
Belki de cevap, birbirlerine dokundukları anda saklıdır
Dön sevgilim... Eğer şimdi dönersen çok geç olmayacak.
Hâlâ o en sevdiğin renk gözaltlarımda.
En sevdiğin şarkının nakaratı dilimde olacak.
Alle Rechte vorbehalten