"Ölme! Lütfen ölme! Daha çok şey yaşamalıyız!"
Can'ın sesi kulaklarımı doldururken, gözlerimi kapattım. Hazırdım aslında, birazdan sonsuz bir uykuya yatacaktım. Başımın ucunda sarsılarak ağlayan anneme ve babama son kez baktım. Tüm arkadaşlarım karşımda dizilmişti ve erkeklerin dahi gözünden yaşlar geliyordu.
Ben ölmeye hazırdım, fakat onlar ölmeme hazır değillerdi.
"Ölme, aşkım. Yalvarırım beni bırakıp gitme." Sol tarafımdaki adama son kez gülümserken bile, zorlanıyordum. Kelimeler ağzımdan dökülürken ciğerimi söktüklerini hissediyordum.
"Hepinizi çok seviyorum." Herkese son kez bakarken, gözlerim karanlığa doğru çekilmeye başladı..
Hayatın ne getireceğini hiçkimse bilemezdi.
Yüzleştiği ihanetin sonucunda yıllarını içeride yitirmiş bir adam özgürlüğüne kavuştuğunda karşılaşacağı sürprizden habersizdi. Yıllar ondan birçok şey götürdüğünü düşünüyordu: neşesini,inancını ve merhametini. Peki gerçekten öyle miydi, karşılaştığı manzaraya kayıtsız kalabilecek miydi?
"Nasıl? Nasıl yani?" konuşurken kekelememe engel olamamıştım. Duyduklarım karşısında vücudumdaki bütün kanın çekildiğini hissediyordum.
Ben hâla duyduklarımı anlamlandırmaya çalışırken karşı tarafta polis memurunun her şeyin kontrol altında olduğunu hissettirmeye çalışan konuşması devam ediyordu.
"Kendisi ekiplerimiz tarafından karakol civarında bulundu. Üzerinde telefon numaranızın bulunduğu mektup sayesinde sizlere ulaştık. Şu an karakolumuzda, durumu iyi. Uygunsanız gelip teslim alabilirsiniz."