Ona hiç sarılamamıştım mesela.
Hiç elini tutamamıştım.
Hiç öpememiştim.
Hiç koklayamamıştım.
Hiç sevdiğimi söyleyememiştim.
Hiç dokunamamıştım.
Hiç beraber uyuyamamıştık.
Hiç saçlarıyla oynayamamıştım.
Hiç dizlerine yatamamıştım.
Hiç özlediğimi söyleyememiştim.
Hiç, hiç bu kadar değersiz hissetmediğimi anlatamamıştım.
Bu kadar hiçin arasında, her şeyim olmayı nasıl beceriyordu?
Çünkü bir gülüşü yetiyordu bana. Sayılı sayıda görsem de, yetiyordu. Kıvrılan dudakları hiçliğe meydan okuyup, her şey hâlâ benim elimde, diyordu adeta. 'İstersem bütün hiçliği, çivileri ile beraber tabanından söküp, yerine istediklerimi dikebilirim. Hiçi hep, zerreyi zirve yapabilirim. Her şey hâlâ benim elimde.'
Umut var, sadece biraz naza çekiyor kendini. Tutarsam bırakmayacağımı, benim onu dibine kadar harcayacağımı ve ortalığın tozunu attıracağımızı biliyor. Hâliyle gelmiyor. Çünkü küçücük bir umut ile bütün dünyayı karşıma alacağımı bilen herkes gibi, o da korkması gerektiğini biliyor.
"Seni seviyorum, seni seviyorum. Beni duyuyor musun? Alice Princeton, seni seviyorum."
Üzerine eğilen Robert kısık sesi ile dudaklarına sokularak aşkını ilk defa yüzüne karşı itiraf etmişti. Lakin bu yapılabilecek en kötü zamanı bulmuştu. Hala öfke dolu olan Alice elleri yüzünde dolaşan adamı göğsünü yumruklayarak kendinden uzağa itmişti. Hazır halde bekleyen at arabasının kabinine ilerleyip kapısını açmışken kalbinden geçeni sakınmadan, süslemeden öfkeyle mırıldanmıştı.
"Benim seni sevmeme izin vermiyorsun."
* * *
Viktorya Dönemi İngilteresinde Londralı tüccar bir ailenin en küçük çocuğu olan Alice 20 yaşında neşeli bir genç kızdı. Hayatını kahkahalar ve pembe düşlerle bezemiş olan Alice birçok insanın ömür boyu aradığı aşkı küçük yaşlarda bulup kalbinde özenle muhafaza ettiği için kendini diğerlerinden şanslı buluyordu. Utancından ve kabul görmeyeceği korkusundan açamadığı aşkını içinde bir tohum gibi filizlendirirken asla umutsuzluğa yenik düşmemişti. Bir gün, onu küçük kız kardeşi gibi gören Benjamin Avery' in kalbine gireceğinden adı kadar emindi. Bu düşe kutsal bir yeminmişçesine inanıyor ve herkesten saklıyordu.
Lakin ailesi, onunla katıldığı davette karşılaşıp ilk görüşte âşık olan Yüzbaşı Doyle ile evlenmesine karar verdiği an, genç Alice'in tüm planları suya düşmüştü. İçinde büyüttüğü gizli aşk ve maruz kaldığı emrivaki, onu hayal gücünün ötesinde bir aşk üçgenine sürüklemiş ve aşka dair bildiği tüm gerçekleri unutturmuştu.