gezegenimin hali belliydi; prensler, prensesler ve gezginlerin yaşadığı uzun günler, hoş geceler...
pera, doğum sırasında annesini kaybeden hayatta ilk şanssızlığını yaşamıştı. babası ve ailesi tarafından her zaman annesinin ölümüne sebep olan bir sorun olarak görülmüştür.
aile şefkati olmandan, küçük yaşta herkesin nefretini kazanan pera ailesinden çok uzak bir ülkede yatılı okulda okumuştu. yalnız başına büyüyen pera annesinin her doğum günü için yazdığı mektuplardan biri üzerine yeniden İstanbul'a, babasının yanına taşınır.
çocukluk hatıralarının geçtiği bu şehirde pera'yı büyük bir sınav bekliyordu. aslında hayatta yalnız olmadığını, tıpkı onun gibi hisseden ve aralarında garip bir bağlılıkları olan arkadaşlar edinir.
zamanla arkadaşları için bir seçim yapması gerekirken bazen aşkını, bazen mantığını kaybeder.
gençlerin çaresiz zamanlarda zayıf anlarını kullanan insan tüccarlarından kendilerini kurtarmaya çalışan bir grup gencin hikayesi.
sizi dipsiz kuyulara çekmek isteyenler, sizi mahvetmek pahasına kendi egosunu tatmin etmeye çalışanlardan kurtulmaya çalışanlar... yolunu kaybetmiş ve umutsuzluğa kapılmışlar için bir hikaye.
aslında bu bir bir kitap, bir hikaye değil... geçmiş
Ben seni seviyorum...kardeşimden farksız o hem 5 yaş küçük...ufaklıkla ne işim olur...
Dizlerimin üzerinde eğilip kapıya biraz daha yaklaştım..
-Bin gönlüm olsa birini vermem.. Benim gözüm sadece seni görür... Hem görmedin mi erkek çocuğundan farksız.. Kıskanacağın son kişi bile değil...
Titreyen dizlerimle ayağa kalktım... Perdeyi araladım.. Balkona çıktım.. Semih gelen sesle başını bana çevirdiğinde.elinde telefon öylece kaldı... Gözlerine baktığımda anlamıştı onu duyduğumu.. Balkonda duran kitabımı aldım ve tekrar içeri girdim... Kapıyı kapatıp perdeyi çekmeden son kez yüzüne baktım..
Ve o perdeyi kapattıktan sonra yıllarca onun olduğu tek bir gün açmadım...