"Kalbin tek hastalığı nedir bilir misin?"
Adam,cevap vermeyince genç kız titrek sesiyle,
"Kibir mi?"
Adam,soğuk bakışlarını sesin geldiği tarafa çevirdi. Sert bakışları ilk önce genç kızın biçimli kaşlarına,ardından kehribar rengi gözlerine takıldı. Topuzundan kurtulan bir kaç tutam saç rüzgarla oynaşırken,manzara büyüleyici gözüküyordu. Genç kız ise adamın bakışlarından rahatsız olmuş bir şekilde bakışlarını adamın dışındaki her yerde gezdiriyordu. Adam kaşlarını çatarak,
"Kim bu baba?"
Bey amca,adamın sorusunu duymazdan gelerek,
"Doğru,kızım. Kibir,kalbi hasta eden tek zehirdir."
"Kibirden daha büyük zehir var baba;nefret."
"Yanılıyorsunuz. Nefret,kibirden güçlü bir duygudur,zehir değil. Kabil,Habil'den nefret ettiği için değil,kibrinden öldürdü."
Asena; geçmişi kayıplarla dolu, hayata tutunmayı bırakmış genç bir ressam. Kutay; korkuyla anılan, sert kurallarla yaşayan bir adam. Birbirlerinin karanlığına adım attıkları anda, hiçbir şey yerli yerinde kalmayacaktır. Mafyalar, düşmanlar, itaatkârlar, tehditkârlar, zorunlu ilişkiler, kan davaları, sırlar, oyunlar, dövüşler ve muhteşem tablolar...
Asena, kaçırıldığı adamı esir alacak kadar cesur; Kutay ise geçmişini öğrendiği kadına ilk görüşte âşık olacak kadar delidir. Soylarının bıraktığı kan izleri ve yanan şehirlerin ortasında tek sığınakları birbirleri olur.
Bir aşk ne kadar büyükse, bedeli o kadar ağırdır.
*
"Silahımı çeneme yasladığında kehribar gözlerine bakarken bu kız beni öldürür dedim içimden. Çünkü o an âşık oldum. Âşık olmak benim için ölmek demekti. Ben yenilmez bir adamken hayatımda ilk defa, tek bir bakışta yenildim."