Seksen darbesi sonrasında, ülke harabeye dönmüş, siyasi ve dini çalışmalar ağır darbeler yemişti.
Cumhuriyetten bu yana askeri darbeler ve zulüm kanunlarıyla baskı altına alınan halk, bu darbeyle can çekişir olmuştu.
Siyasi, dini çalışma yapmak ateşten gömlek giymek, dünyayı üç talakla boşayıp, ölümle evlenmek demekti.
Üç kişi bir araya toplansa, siyasi örgüt diye baskın yapılıyordu.
İşkence merkezlerinde, insanlık dışı muameleye tabi tutuluyordu insanlar.
Yurt dışına kaçanlar, göçmen kamplarında perişan olmuş, kalanlar cezaevlerinde tahayyül edilmesi zor eziyetlere maruz kalmıştı.
Cumhuriyetin ilk hedefi dindi. İslama ve Osmanlı bakiyesi sayılan her şeye medeniyet adı altında savaş açılmıştı.
Koca altmış yıl... Bir neslin tükenip, yeni nesillerin yetiştiği altmış yıl.
Dinden uzak kalmış bir halk...
Dinini öğrenmek veya öğretmek isteyenlere daha altmış asır unutulmayacak işkence, sürgün, hapis, açlık ve idam...
Bu enkaz karşısında gayret ehli Müslümanlar çalışmaya başlamıştı. Yeni bir İslami uyanış, İslami hareket tüm dünyada olduğu gibi Türkiye'de de canlanmıştı.
Suikasti yapacağı yer üst kıdemde bir askeri karargahtı ve orası en iyi eğitilmiş askerleri barındırıyordu. Ve araştırdıklarına göre General'in kızı Âmine'yi parmak izi almadan içeri alıyorlardı. Çarşaf ve maskeyle kendini kamufle edebilirdi genç kadın. Askeriyede Âmine'yi daha önce görmüşlerdi. İki santimlik bir boy farkı dahi olsa bunu fark ederlerdi. Âmine ondan 5 cm daha uzundu ve bu yüzden boyu ona yakın olsun diye altı dolgu topuklu spor ayakkabı giymişti.
Üzerinde ki çarşaf bol olduğu için ondan daha zayıf olduğu belli olmuyordu. Mavi gözlerine Âmine'nin bal rengi gözlerini lensle taklid edince herşey tamamdı. Bilerek onu seçmişlerdi. Bir karargâha girip oranın en yetkili General'ini öldürmek ancak onun altından kalkabileceği bir görevdi. Ve bunu başaracaktı! Bugün örgütlerinin kabusu General Hamid Aladağ ölecekti!
Üstelik bunu öz kızı Âmine Aladağ yapacaktı.
En azından herkes böyle bilecekti...
🗝️
Burası Hemsâye Adası'ydı.
Dört tarafı denizle kaplı, içi huzur dolu bir kara parçası. Sanki burası dünya da temiz kalmış tek yerdi. Hâlâ insanlar düşenin üzerine basıp geçmek yerine birbirleriyle yardımlaşırdı, hoşgörü vardı mesela hangi dine, ırka, yahut giyimde olduğuna karışmıyorlardı burda insanlar. Birlikte huzur içinde yaşayıp gidiyorlardı.
Aylardan Temmuz'du. Hemsâye'nin çiçek açtığı en göz kamaştırıcı zamanlarındanlardı. Çiçekler takmış bir gelini andırıyordu Huzurun Adası. Rengarenk eski usül boyanmış evlerin balkonlarına tırmanıyordu Begonvil çiçekleri. Yanından yürüdüğü ahşap konağın duvarlarını saran asmanın yapraklarını toplayıp hasır sepetine biriktiriyordu bir genç kız. Şimdi bu nadir kalmış temiz beldeye kendi karalarını çalmaya planlıyordu kara ruhlar. Elbette ki onlara set vuracak kahramanlar mevcuttu. İşte serüven böyle başlayacaktı.