"Mecnun, Leyla'nın hasretiyle kavrulup ölüyorken, Mevla'yı bularak yeniden dirilmişti adeta. Leyla için yanan aşk ateşine dermanı kendisini ve diğer bütün Leylaları yaratan olmuştu. Onun adını sayıklayarak deli divane dolaşırken Leyla yanına gelince: 'Hayır, sen Leyla değilsin!' demişti, onun Leyla'sı Leyla'nın varlığına hükmedendi. Maşuğun 99 adı yerine 'Leyla' demeyi tercih etmişti. Bu beş harf öyle önemliydi ki Mecnun için, fani dünyaya ait olan Leyla'nın yaktığı aşk ateşine serin sular serpiyordu. Mecnun olmak bambaşkaydı, ama; bir de Leyla olmak vardı. Beşerinin Baki'ye bağlılığını izlerken, belki utançtan veya gıpta etmekten; ama büyük ölçüde hasetten bir kenarda eriyip gitmek vardı. 'Ben Leyla'yım!' diye bağırmak vardı. Haykırmak, bütün dünyaya ilan etmek vardı kim olduğunu. Ama aşığın maşuğa bağlılığına ne zarar verebilirdi ki, dağları delmeyi göze alırdı aşık, maşuk için..."
Duraksadım. Gözlerimi hızlıca birkaç kez kırptım ve dikkatimi başka yere doğru yoğunlaştırmaya çalıştım. Ama ne fayda ki elimi kavrayan minik avucun sahibi bütün çabalarımı boşa çıkardı:
"Aşık ne demek annecim?"
Kulağıma çalınan bu tatlı ses ile gözyaşlarıma hakim olamadım. Aşık, Mecnun'du. Maşuğun ise 99 isminden hangi birini söyleseydim ki? Bu durumda fani Leyla ben oluyordum. Mecnun'un değerini bilemeyen Leyla. Bu yüzden Mecnun'dan kalan tek hatıram olan kızımın adını "Şirin" koymuştum. Benimle aynı hataya düşmemesini ve evvelden Ferhat'ını Mevla edinmesini umarak...
"Sorunun cevabını bir gün elbet alacaksın. Ama masalı yarın tamamlayacağız, şimdi uyku vakti Şirin'im!"
"Ahh... ağam..." diye mırıldandı lorin. "Teniniz... ateş gibi."
Boran yavaşça aşağıya doğru indi. Lorinin bacaklarını iki yana ayırdı, dizlerini yatağa bastırdı. Lorinin nefesi hızlandı, göğsü inip kalkıyordu. Parmaklarını yastığı sıkarken, boranın dudakları onun en mahrem yerine ulaştı.
Bir anda bütün vücudu kasıldı.
"Ahh... evet... orası... ağam! Lütfen... devam et..." diye inledi, sesi neredeyse yalvarır gibiydi.
Boranın dili her kıvrımında gezinirken, lorin kıvranıyor, yatağın çarşaflarını avuçluyordu. Bazen başını sağa sola atıyor, bazen vücudunu ona doğru bastırıyordu.
"N'olur... ağam... bırakma... beni çıldırtıyorsun..."
Boran onun zevkle titreyen hâline bakarken, dudaklarının arasında mırıldandı:
"Senin bu hâlini izlemek... cehenneme bile değer, lorin."
Lori'nin sesi artık kontrolsüzleşmişti. Titreyen bir sesle haykırdı:
"İçime gir... ağam... lütfen! Dayanamıyorum artık!"
Boran, kendini dizlerinin üzerine kaldırdı. Bedeninin ağırlığını lorine verdiğinde ikisinin nefesi birbirine karıştı. Bir bakış, bir temas... ve sonra tek bir hamlede birleştiler.
Lorin çığlık attı.
"Ahh! Daha... daha derin, ağam!"