Henüz sekiz yaşındaydım. Annemler gezmeye gideceğimizi söylemişti. Gezmeyi seven bir insan değilim. Ama sesimi çıkarmamıştım. -Doğum günüm olduğu için sanırım.- Her an bir yerden kutlama bekliyordum. Gerçi bir kere bile doğum günümü kutlamadık. Neden şimdi umursasınlardı değilmi?
Yol epey sürmüştü. Sonunda beş katlı, gri, bahçeli, duvarların ardında soğuk bir binanın önünde durduk. Kapısındaki tek çiviyle asılmış, sallanıp duran, girişin estetiğini sinir bozucu bir şekilde mahveden, "Erkek Öğrenci Yetiştirme Yurdu" tabelasını gördüm. Herhalde yine yetim veya terkedilmiş çocuklara şeker, oyuncak vb. şeyler getirmek için gelmiştik. Fakat bu bavullarda neyin nesiydi?
Ben : anneni ara.
Oğuz:ne ?
Ben: sen sinem teyzenin oğlu değil misin?
Annen onu aramanı söylüyor.
Oğuz : peki bunu o niye söylemiyor ?
Ben : şarjı bitmiş?
Oğuz : şarjı bitmişse ben onu nasıl arayacağım peki ?
Ben yazıyor...
Ben çevrimiçi...
Ben : bir dakika oha doğru?
Şarjı bitmişse nasıl arayacaksın ?
Oğuz : bu küçük detayı yeni fark etmen gözlerimi yaşarttı.
Ben : sen bana Altan altan laf mı soktun ?
Hayırlı bir evlat olup annen ara demeden arasaydın böyle olmazdı 🙃
Oğuz : şimdi de sen mi bana laf sokmuş oldun?
Ben : haspinAllah sınanıyorum herhalde , git ara ne bilim ben ya.
Laf filan da sokmuyorum ayrıca.
Oğuz : sen kimsin ?
Ben: komşunuz ?
Oğuz : komşumuz kim?
Ben : evine gelseydin bilirdin.
Oğuz :geldiğim zamanlarda oldu ama tanımıyorum seni ?
Ben : o da senin kayıbın olsun hayırsızlığı bırakıp evine uğrarsın artık belki ?
Oğuz : bu aralar sanmıyorum.
Ben : benim ruhumda hayırsızlık diyorsun.
Oğuz :hayırsız olsaydım bu vatanı korumak için canımı feda etmezdim.
Ben :ne ?
Oğuz: tek hayırsız ben değilmişim anlaşılan , komşusunun oğlunun mesleğini bilmeyen bir komşu kızı.
Ne üzücü.
Tanışalım yüzbaşı Oğuz Türk...