Onlar, retë'nin ötesinden gelmişti, yani bulutların...
Gökten bir yıldız kayarmışçasına varmışlardı Sükûnet Diyarına. Dünya onlar için hep basit kalmıştı, şimdiyse bir korku çevrelemişti etraflarını. O sükûnet diyarı ki, fısıltıları altından bir kafes etmişti etraflarına. Fakat bülbüldü onlar, özgürlüklerine düşkün, esaret düşüncesinden uzak bir güldü. Bu yüzden de, kendi topraklarına özgürce kök salmak, asil soylarını kendi topraklarında devam ettirmek istiyorlardı.
Güzeller güzeli Andromeda'nın biricik kızı; Tanrıça Arwen, koskoca, kudretli ağacın, heybetli gövdesiydi. Ve bu genç gövdeye zararı veren, yine kendi dalları olacaktı.
Bir varmış, bir yokmuş...
Günün birinde upuzun bal rengi saçları olan güzeller güzeli bir kütüphaneci, sıradışı bir masal kitabı okumaktaymış.
Hayatı boyunca her daim yapayalnız olan bu kadın, masal kitabında tıpkı kendisi gibi yalnızlıktan ölen bir kadına öyle üzülmüş ki kitabın başında ağlaya ağlaya bitap olmuş.
Hüzünle masal kitabının eski sayfalarını çevirirken garip bir şeyi fark etmiş.
Okuduğu resimli kitapta hikâyesine kahrolduğu karakterin çizimi tıpkı kendi yüzüne benziyormuş.
Dehşet içinde kitabı kütüphane müdürüne götürmek için ayaklandığında üst raflardan kafasına düşen bir kitap, hayatını kaybetmesine neden olmuş.
Gözlerini kapatırken ölümün ani soğukluğu tarafından ele geçirilmiş.
Yeniden gözlerini açtığında ise okuduğu masal kitabı dışında hiçbir şey hatırlamıyormuş.
Ancak onu asıl şaşırtan, yapayalnız olduğu için üzüldüğü kadının bedeninde uyanmasıymış...
Vivara Thasisa'nın...