Ben, Rüya Ateş. Aslında sizlerin arasında, tatlı espiriyi seven çikolata ya aşık bir kızdım.
Kız-dım, çünkü 16 yaşıma ayak bastığım gün, o kız öldü. Neden mi?
Baba nın 'b' sini hak etmeyen bir adam yüzünden.
O, o gün benim içimdeki o kızın yanında, 16 yaşıma kadar ona beslediğini sevgiyi de öldürdü.
Sonuç; hayata küsmüş,sadece 'kardeşim'dediği kişilerle nefes almayı sürdüren, somurtkan, asabi, hırçın ve en berbatı ise kötü bir kız.
Ayşegül,Açelya,Selin,Eren,Şengül,Merve,Yankı,Sude,Kumsal...
Bunlar, benim 'gerçek ailem' den sadece bazıları. Ve bu aileyi, biyolojik ailemden daha çok seviyorum.
Sanırım, bir yeri atladım. O eski kızdan küçücük bir parça yaşamaya devam ediyor sanki. Arada canlanıp, sonra tekrar ölüyor.
Çok uzatmayacağım. Size, bu karanlık ve miniminnacık eğlenceli dünyama davet ediyorum. Gelin, beraber takılalım.
*Ani ruh değişimi vardır*
Rastgele bir numaraya attığım o utanç verici mesajın, ölüm fermanım olacağını nereden bilebilirdim?
Bir doğruluk mu cesaret mi oyunu.
Masum, aptalca bir şaka.
Ve yanlış zamanda, yanlış kişiye giden o mesaj:
"Kırmızı tangamın nerede olduğunu hatırlamıyorum, dün gece sende mi kaldı?"
Ben sadece arkadaşlarımla eğlendiğimi sanıyordum. Ama mesajı attığım numaranın sahibi; şehrin karanlık yüzü, merhametsizliğiyle nam salmış Uygar Karaman'dı. Ve daha kötüsü? O gece gerçekten birini öldürmüştü ve benim bu mesajımı, cinayeti gördüğüme dair bir şantaj sanmıştı.
Şimdi peşimde sadece utanç verici bir yanlış anlaşılma yok.
Peşimde; nefesimi kesmek, beni susturmak ve o "kırmızının" hesabını sormak isteyen bir adam var.
O, beni susturmak için her şeyi yapacak bir avcı.
Ben ise yanlışlıkla inine girmiş bir av.
"Kaçabilirsin Küçük Tanık," diye fısıldadı telefonun ucundaki ses. "Ama saklanamazsın. Kırmızıyı severim, özellikle de kan rengiyse."