'Bak, beni uğraştırma. Babanın bana bir borcu var ve o öldüğü için bu borcu sen ödeyeceksin. Ben, parayı öderim diyosan oda olur. Ama ödeyemeyeceğin için bence direk evlen benimle.'
Kafamı olumsuz anlamda salladım. O parayı ödeyebilirdim. Belki. 'Babamın sana ne kadar borcu var?' Hiç iskifini bozmadı. 'İki tirilyon.' Paranın miktarını duyunca gözlerim şok içinde açıldı. Babam o kadar parayı ne yapmış olabilir ki?
'Yalan söylüyosun.' Hiç tereddüt etmeden cevabı yapıştırdım. Bu miktar çok fazlaydı ve yalan attığı fazlasıyla ortadaydı. Kafasını kaldırıp tek ışık kaynağı olan ay'a baktı. Bir kaç dakika sonra tekrar gözlerini bana çevirdi. Cebinden bir kağıt çıkardı ve bana uzattı. Çekingen bir tavırla, elinde ki kağıdı alıp okumaya başladım. Babamın karşımda ki adama olan borcunun miktarı ve zamanı vardı. Altın da ise babamın imzası. Söyledikleri doğruydu.
'Ben bu parayı ödeyemem.' İçimi derin bir çaresizlik kaplarken, kollarım iki yanıma düştü.
'Biliyorum. Yani evlilik hazırlıklarına başla.' Elimde ki kağıdı alıp, adamlarının getirdiği arabaya bindi ve uzaklaştı. Sırılsıklam olmama rağmen artık soğuğu hissetmiyordum. İçimde ki ateş vücudumu yakarken, soğuğu hissetmem zaten imkansızdı. Dizlerimin artık beni taşıyamayacağını anladığım da yere kapaklandım.
Bütün hayallerim yıkılmıştı, bir borç uğruna.
"Gelinin kız kardeşinden bir gram altın!"
Gelinin kız kardeşi olmak hiç bu kadar zor olmamıştı...
Ablanın düğnünde takı töreninde kavga çıkarsa ve o kavgayı ayırmaya gelen polis memuruna ilk görüşte vurulursan ne mi olur?
ECE&PAMİR