Ulan anlamıyorum ben bu insanları.
Ya ben burda sabahın altısında kalkıyorum, yarım saatte kıyafetimi giyiyorum, makyajımı yapıyorum, saçımı şöyle bir tarayıp hızlıca topluyorum ve 6.30 da biniyorum arabama. O saatte bile varken İstanbul trafiği ben yılmıyorum, kadın sürücü diye sollamaya çalışanlara tozumu yutturuyorum, arada bir dakika içinde (hesaplıyorum, bir dakika bazen 45 saniyede) kahvaltı için bi sandviç alıyorum, geliyorum iş yerine 7.10 da.
Ulan, ulan 20.10'a kadar, 13 saat çalışıyorum, hadi bir saat on dakikalık öğle yemeğini çıkar, 12 saat çalışıyorum be!
Ama sonra geliyor pıtı pıtı beyefendimiz,
-Ya Ece Hanım, görünüşünüze biraz daha önem verseniz, yani biliyorsunuz firmamızın alanı gereği.
Ya senin o sabaha kadar fingirdeştiğin görünüşüne önem veren hanımefendiler var ya, onlar daha fotokopi çekmeyi bile bilmiyorlar Ayran Bey! Ben olmasam batar ulan bu şirket!
Ama yeter, ben kadınım korkarım diye arabasıyla beni otoyolda emniyet şeridine sıkıştırmaya çalışan öküze yan koltuktaki beyzbol sopasını (babam sağolsun vermişti) kapıp dalmış insanım, sizin abidik gubudik süslerinizden mi korkacam be! Gerekirse 5.30 da kalkarım, fön çekerim saçıma!
Yalnız acaba o ağızdaki gıcıkça çiğnenen sakız zorunlu mu, aksesuar mı acaba?
Todos los derechos reservados