"Bu telsizdeki sesler kimin, Yüzbaşım? Sahada bizden başka birileri var." Yasir Yüzbaşının karlı kulaklıktan gelen meraklı sorusuna cevap vermedim. Etrafımız sarılmıştı, mühimmatımız tükenmek üzereydi ve Gökbörü Timi o sarp kayalıklarda en zor durumdaydı. Herkes bittiğimizi sanıyordu. Ama bitrmezdi. Bir yolunu bulacaktım. Kafamda onlarca fikir dönüyor bir kurtuluş yolu bulmaya çalışıyordum. Tam o an, telsiz frekansının cızırtısı arasından o pürüzlü ses yükseldi. Barlas'ın hayalet marşından, Göktürkçe kelimelerle örülü o şifreli mısra döküldü kulaklığıma: "Tün tünle kiter, böri urur taka, Barlas keler, han tamga urar taga." (Gece karanlıkla gider, kurt vurur dağa, Barlas gelir, hakan mührü vurur dağa.) Geldiklerini, pusuda beklediklerini o marşla fısıldadılar bana. Karanlığın içinden sızan on bir hayalet, etrafımızdaki çemberi saniyeler içinde darmadağın etti. Yasir Yüzbaşım telsizdeki o sesin şaşkınlığıyla yüzüme bakarken, usulca fısıldadım: "Türklerin kurtarıcısı onlar, Yasir Yüzbaşım... Bize şafaktan önce ölmeyi yasaklayanlar."
More details