Güzel Annabella

Güzel Annabella

  • WpView
    Reads 413,029
  • WpVote
    Votes 20,977
  • WpPart
    Parts 24
WpMetadataReadComplete Wed, Jun 4, 2014
Genç adam öfkesinden sağa sola saldırmamak için dişlerini birbirine kenetlemişti. Ölülerin cesetlerini yavaş yavaş toprakla buluşturuyor bir yandan da bunu yapan klana lanetlerini okuyorlardı. Son olarak hâlâ sıcak olan közleri söndürmeleri için birkaç adamını görevlendirdi genç adam. Ormanın içinde olmasından dolayı zarar gören yalnızca köy evleri ve ahırları olmamıştı. Etrafta bulunan birkaç ağaçta köz haline gelmişti. Genç adam sıkıntı içinde askerlerin işlerini bitirmelerini beklerken yarısı sağlam olan bir kulübeden kadın sesi duyduğunu zannetti. Üzüntü içinde hayali bir yardım çağrısı duyduğunu düşünerek adamlarına dönmüştü ki sesin hayal değil gerçek olduğunu farketti. Çünkü yardımı isteyen ince ve cılız ses biraz daha yükselmişti. Aceleyle o yöne döndü ve birkaç uzun adımda ulaştı harabeye. Yerde iki büklüm bir halde kanlar içinde bir kız yatıyordu. Şokun verdiği duraksamayı atlatır atlatmaz kızın yanına diz çöktü. Zavallıcık karnından kılıç darbesi almıştı. Çok fazla kan kaybediyordu. Kollarını kararlı bir hareketle kızın vücuduna dolayıp ayağa kalktı. Dışarıya adım atar atmaz kollarındaki savunmasız güvercinin titrediğini hissetti. Zaten soğuk olan hava bünyesi zayıflayan bu narin kızı oldukça etkileyecekti şüphesiz. Şaşkın bakışlarla onların yaklaşmasını izleyen adamlarına işaret edip yanına çağırdı. Bu emir anında yerine getirilmişti. Safkan İngiliz atının terkisinde bulunan yün battaniyeye sardı yaralı kızı. "Zavallı kızıl güvercin..."diye fısıldadı kendi kendine.
All Rights Reserved
Join the largest storytelling communityGet personalized story recommendations, save your favourites to your library, and comment and vote to grow your community.
Illustration

You may also like

  • İki Cihan Arasında
  • Güneşin Ağıdı
  • Zamanda Yolculuk Osmanlı - Çağın Sultanı -
  • Karışmış ruhlar
  • PƏRİ SƏFƏVİ
  • Zahir
  • Taç Ve Şifa
  • Kara Peçe
  • Buzun Altındaki Kalp
  • Gül-i Saltanat

"Biri Roma'nın hiç sönmeyen ateşi, diğeri Kayı'nın sarp kayalara çarpan fırtınası..." Söğüt'ün ayazı yerini baharın ilk müjdesine bıraktığında, kader iki ayrı dünyayı tek bir dere kenarında birleştirdi. Bir tarafta Kayı'nın izzetli kızı, kılıcı namusu, bakışı vatanı olan Fatma; diğer tarafta Roma'nın yenilmez komutanı, yüreği buz tutmuş heybetli Flavius. O gün atılan bir ok, sadece bir Moğol nökertini değil, iki düşman kalbi de tam ortasından vurmuştu. Bir bakışta başlayan o sessiz yemin, Bizans'ın soğuk zırhları ile Türkmen obasının kutsal ateş arasına ekilen yasak bir tohumdu. Ve sonra... Araya kan girdi. Araya surlar, dualar ve diller girdi. Yıllar birer birer takvimden dökülürken; biri Roma'nın en keskin kılıcı oldu, diğeri obasının elif gibi dik duran hatunu. Biri Bursa'yı canı pahasına savunmaya yemin etti, diğeri o kaleyi fethetmeyi düşleyen bir neslin evladıydı. Şimdi, aradan geçen koca bir ömürden sonra, kader onları tekrar karşı karşıya getiriyor. Ama bu kez çiçekli kırlar yok; barut kokusu, kılıç şakırtısı ve kuşatma altındaki bir şehrin feryadı var. Yüreğe düşen bir isim, bir imparatorluğun kaderini değiştirebilir mi? İmanın ve sadakatin sınandığı bu meydanda, aşk kendine sığınacak bir kale bulabilir mi? "Gözlerini benden kaçırma Fatma... Ben o oku attığım gün, seninle birlikte kendi kaderimi de vurdum."

More details
WpActionLinkContent Guidelines