Sözleri miydi bu gönlümü ferahlatan, sesinin tınısıydı belki beni karanlıktan kurtaran.
Bana uzattığın el kayıp şehirlerimi aydınlatı, yolumu açtı.
Gözlerim karanlığa öyle bi alışmış ki, korktum önce, elimi uzatmaya sana, korktum... Kanamaktan korktum en çok da.
Hâlbuki öyle çok diledim ki seni..
beni kurtaracak, beni aydınlığa, mutluluğa götürecek birini.
Oydun işte. Hani romanlarda ki o yakışıklı prens. Beyaz atın yoktu pelerinin de.
Ama dürüstçe anlattın bana kendini. hayat hiç de gülmemiş sana, yinede mutluydun, umutluydun..
Bana güzel günlerden, Hayallerinden bahsettin. Beni de soktun o hayallere.
Ellerini uzattın sonra bana, " iyi günde ve kötü günümde benimle yürü benimle öl" dedin.
Benile yaşar mısın diye sorduğunda, beynim error verdi. kalbim yerinden fırlacak gibi atmaya başladı adeta.
Kalbim evet diye bağırıyordu, ama aklım iyi düşün iyi tanımıyorsun, huyunu suyunuda bilmiyorsun, 'ya yarı yolda bırakırsa,' ne maglum diye beni uyarırken dilim lal olmuştu..
Kafami aşağı yukarı saklarken buldum kendimi. Sonrası mı? Onun kollarına sımsıkı sarılı.
-Kızımı al götür hem güzel hemde bakire
Ağzım açık ona bakarken yirmili yaşlarındaki adam yanındakine işaret verip beni aldılar evden çıkmadan önce o adamın borcun kapandı bir daha karşıma çıkma dediğini duydum.Beni siyah bir arabaya bindirdiler çığlık atıp yardım istiyordum o sırada adam arabaya binip çenemden sertçe tutup yüzüme tokat yapıştırmıştı
-Kes sesini o ağzını bir daha aç bakalım ne oluyor!!
Kafamı cama döndürüp sessizce ağlamaya başladım gözlerimi açtığımda hayatımı cehenneme dönüştürücek olan o eve bakıyordum...