Dünya hızla bir çıkmaza doğru sürüklenmekteydi. Artık barış kelimesi sadece özel günlerde takılan kolyeler gibi kimi konuşmalarda kullanılan kelimeler arasına karışıp yerini almıştı. Sadece sembol görevi görüyordu. İnsan beyni bile bu kelimeyi unutmaya yüz tutmuştu. Her ülke bu çıkmazdan en az hasarla kurtulabilmek -ki gelişmişlik düzeyine göre bu bile muamma- için çalışmaya başlamıştı. Devlet liderleri gerçeği bilmelerine rağmen hala birbirlerinin yüzlerine karşı gülüp alttan alta kuyu kazıyorlardı. Değişen zamanda değişmeyen tek şey buydu galiba. Dost bulmak isedurumdan duruma değişirdi. Tabi milletten millete de. özellikle Türkler bu konuda en karamsar millet sayılabilirdi. Zira onlarda bu durum için kalıplaşmış söz bile vardı. Türk'ün Türk'ten başka dostu yoktur! Diğer yandan ise kimin müttefik olduğu sıradan halk tarafından bile biliniyordu. Bunu bilmek için istihbarata falan gerek yoktu. Durum yayılımcı politika izleyenler ve sömürgeciler olarak ikiye ayrılmıştı. Aralarındaki fark biri yaptığını gösteriyor diğeri göz boyuyordu. Neredeyse olası savaş için herşey hazırdı ama devletler tek bir konuda temkinli ve çekinik davranıyorlardı. SİLAHLAR. Karşı safta olan silahlar. Bundan dolayıdır ki ülkelerin istihbarat merkezleri yoğun bir çalışma içerisindeydi. İstek çok basitti. Düşmanının silahını öğren, savunmanı hazırla! Bu dünya savaşı ilk ikisinden daha farklı ve yıkıcı olacaktı. Suskunların, ezilmişlerin, başlarına çıkarlar uğruna çorap örülmüşlerin intikam vakti gelmişti.....All Rights Reserved