Uzun mu, kısa mı?
Kaç hayat sığar bir saniyeye?
Kaçı mahvolur?
Kaç ömür kurtarılabilir peki?
Bir saniyenin değerli olduğunu toprakları uğurunda verilen kanlar ile ölçüp biçmişlerdi.
Üç adam, üç cengaver, nasıl anlatılır bilinmez ama bir araya gelmeleri vatan sevdaları sayesinden olmuş üç aslan yürek. Gurur, Onur, Tugay... Duruşlarında Türk topraklarının yenilmez çevikliği, bakışlarında alevlenen bir vatan evladı, ruhlarında ise kaybetmeyi asla kabul etmeyen dik başlılık. Bu yola baş koydukları andan itibaren geride bıraktıkları hayatlar, onlar için yeni bir gelecekten ibaretti.
'Bayrağımız şerefimizdir bu bayrağa uzanacak her elin sahibi de bizim için bir leştir.' bir komutan sesi yankılandı duvarı olmayan arazide. Karşısındaki ekibin toyluğunu, içlerinden vazgeçeceklerin olacağını bilse dahi alnından akan terle, gırtlağından kopan bağrışıyla öğrendiği her detayı da bıkmadan öğretecekti. Ancak adam çakır mavilikleriyle öylesine emin bakıyordu ki daha şimdiden çekingenlik sarmıştı karşısındaki ekibi.
Kan gibi kızıl bir söz, bayrak, vatan, millet, umut... Sırtlarındaki onlarca kilo, yüreklerindeki toprak sevdasından daha hafif geliyordu. Bir de her daim omuzları üzerinde olan kefenle meydan okuyorlardı hayata. Bu işin şakası yokken hayatın başlı başına bir espiri niteliği taşıması ise acımasızlığın ana rotasıydı.
An geliyor derin mavi sular, an geliyor keskin soğuk hava ve an geliyor tek kişinin dahi aşması zor olan daracık alanlardan yürüyorlardı. Akıllarında da yüreklerinde de tek cümle;
'Biz şekil için yaşayıp, tarz için ölenlerden değiliz. Biz şeref için yaşayıp, vatan için ölenlerdeniz.'
Onlar için sevda,
Merhamet,
Uyku,
Onlar için huzurlu bırakılacak tek bir düşman dahi yoktu.
Gerçek Ailem (Bebek)Kurgusu
"Ay gökçek bir oğlandı. Suskun, ağırbaşlı... Güneş ise güzel bir kızdı. Duygusal, kırılgan... Ay, Güneş'e âşıktı. On beşlediği bir gün, kalbini ona açtı. Meğer Güneş de Ay'ı seviyormuş; ama bu aşkı dile getirmeye cesaret edememiş. Ay'ın sözleri ona güç verdi. Ve o gün, ilk kez aynı duyguda buluştular. Ay'ın her on beşlemesinde bir araya geldiler. Gelecek hayalleri kurdular. Son buluşmalarında evlenmeye bile karar verdiler. Ama bu mutluluğu kıskanan bir cazı (cadı) karısı,
Güneş'in kulağına Ay hakkında yalanlar fısıldadı. Güneş soğudu. Ay ise olan bitenden habersizdi. Güneş'in etrafında dolandı durdu. Suskunluğuna anlam veremedi. Çok üzüldü. Bir gün Güneş, Ay'a dedi ki; "Boşuna peşimde dolaşıp durma. Seninle evlenmeyeceğim. Benden umudunu kes." Ay bu sözleri anlayamadı. "Kıyamete kadar senden umudumu kesmeyeceğim," dedi. "Bir gün suçsuz olduğumu anlayacaksın." O günden sonra konuşmadılar. Ama Ay, Güneş'i unutamadı. Her on beşlemesinde hasretle ona bakmak istedi. Güneş ise parmaklarını uzatıp gözlerini kapattı. İnsanların Güneş'e bakamamasının sebebi de buydu. O yakıcı ışıklar... Güneş'in ince parmaklarıydı." Yetimhane müdürü sustu. Sonra bakışlarını iki küçücük çocuğa çevirdi. Mavi gözlü olana baktı.
Gri gözlü olana baktı.
"Demem o ki," dedi,
"bu mavi gözlünün adı Güneş,
gri gözlünün adı da Ay olsun."
"Adları gibi yaşasınlar."