mineulus2704
Bir ihtimal daha diye fısıldadığımız her an, bizi gerçekten daha iyi bir ihtimale mi sürükler?
Her yol ayrımında dudaklarımızdan dökülen o sessiz fısıltı, bizi gerçekten kurtuluşa mı götürür; yoksa kendi ellerimizle kurduğumuz bir arafın ilk tuğlası mıdır?
İnsan, hep daha iyisinin, daha aydınlık olanın bir adım ötede olduğuna inanmaya yazgılı, kusurlu bir varlıktır. Hiçbir zaman elindekiyle yetinmez; aklı hep seçmediği yolda, yaşamadığı o diğer olasılıkta kalır. Fakat zaman ve kader, insanın bu kibrine karşı en acımasız öğretmendir.
Kendi toprağınızda, kendi bencilliğinizde esirgediğiniz bir damla su yüzünden boynunu büken o nadide çiçeğin, gün gelip başka bir bahçede, başka bir güneşe doğru tüm ihtişamıyla açtığını görmek... İşte insanı asıl yakan cehennem, zebanilerin ateşi değil, bu kahredici yüzleşmenin ta kendisidir. Gözlerinizle şahit olduğunuz o açan çiçek, size aslında neyi öldürdüğünüzü haykırır. Çürüyen o çiçek değil, sizin o çok inandığınız, uğruna her şeyi feda ettiğiniz o sinsi yanılgıdır.
Peki, faili olduğunuz bu manevi cinayetin yüküyle ne kadar yürüyebilirsiniz? Kendi yarattığınız çorak topraklara bakıp, sizsiz yeşeren o hayata duyduğunuz hasretin alevleri arasında daha ne kadar uzun süre yanabilirsiniz? Bir insan, kendi pişmanlığından ördüğü bu harlı ateşte küle dönmeden ne kadar nefes alabilir?