Akagul281
"Bitti, Han," dedim, sesimin titrememesine özen göstererek. "Buraya kadarmış."
Şaşırdı, duyduklarına inanmak istemedi. "Nasıl yani? Durup dururken neden? Bir hata mı yaptım?"
"Neden mi?" dedim, alaycı ve kibirli bir gülüş takınmaya çalışarak. "Etrafına bir baksana Han. Üstüne başına, cebindeki paraya bir bak... Ben Saruhan ailesinin tek varisiyim. Seninle bir geleceğim olabilir mi gerçekten? Bir yetimle, bir fukarayla ne kadar ileri gidebilirdim ki? Buraya kadar her şey güzel bir lise macerasıydı ama ben artık büyüdüm. Benim dünyamla senin yoksul dünyan hiçbir zaman bir olamaz. Beni daha fazla fukaralığınla oyalama."
Han'ın yüzündeki o ani yıkımı, gözlerindeki o parlak ışığın saniyeler içinde sönüşünü canlı canlı izledim. Söylediğim her kelime, onun gururuna vurulmuş zehirli birer kırbaç darbesiydi. Dudakları titredi, bir şeyler söylemek istedi ama gururu kelimelerin önüne geçti. Gözlerindeki o sonsuz aşk, yerini dipsiz ve simsiyah bir kırgınlığa bıraktı.
Benden vazgeçmişti. O an, o sözlerle içindeki Han'ı öldürmüştüm.
Arkasını döndü. Tek bir kelime bile etmeden, o yağmurun altında yürüyüp gitti. O her adımda benden uzaklaşırken, ben aslında onu korumak için kendi hayatımı feda ettiğimi haykıramadım.
Bilmiyordu ki, o giderken benim de ruhum ölmüştü. Bilmiyordu ki, yüreğimin en derin köşesinde her zaman sadece onun adı kalacaktı: Han Ulusoy.
Ve yine bilmiyordu ki; bu gidiş, tam dokuz yıl sürecek kanlı bir ayrılığın ve küllerinden doğacak acımasız bir intikamın ilk günüydü.