Yongbokie213
Lâl, abisi Uras'ın trajik ölümünden sonra büyük bir karanlığın ve sessizliğin içine gömülmüştür. Uras da kendisi gibi bir savcıdır ve bu gizemli ölüm adliye koridorlarında üzeriyse örtülmeye çalışılan sıradan bir dosya gibi kapatılmak istenmiştir. Lâl, abisinin katillerini bulmak ve dosyayı devralmak için kan kusup kızılcık şerbeti içse de, Başsavcılık bu isteğini kesin bir dille reddetmiştir: "Bir savcı, kan bağı olan bir dosyayı yürütemez."
Adaletin duvarına çarpan Lâl, abisinin adını temizleyememenin ve o büyük boşluğun verdiği öfkeyle tükenirken, arşivin tozlu raflarında tesadüfen bulduğu yıllar önce çözülmemiş, üstü kapatılmış küçük bir kızın dosyasını önüme koyar. Sistemi ve o düzene olan inancını yitirmişken, sırf abisinin adalet arayışına bir nefes olması için bu unutulmuş soğuk vakayı kendi başına üstlenir.
Ancak dosyayı açtığı an, adliyenin sessiz koridorlarında tehlikeli rüzgarlar esmeye başlar. Masasının üzerine bırakılan imzasız notlar, evinin kapısına kazınan uyarılar ve arka sokaklardan gelen gizli mesajlar... Lâl, çözülmemiş o küçük kızın davasını eşeledikçe aslında çok daha büyük bir bataklığın kapısını araladığını ve doğrudan ölüm tehditleri almaya başladığını fark eder. Tehditlerin arkasındaki eller, bu dosyanın gün ışığına çıkmasını istememektedir.
Tam bu çıkmazın ortasında, karşısına dikilen tek bir adam vardır: Arel Başsavcı.
Arel; mesafeli, otoriter, kurallara fazlasıyla bağlı ve Lâl'in o fevri, başına buyruk halleriyle asla anlaşamadığı bir adamdır. İkisi suyla ateş ne kadar yan yana gelebilirse o kadar zıttır. Fakat Arel, Lâl'in aldığı o eski davanın ardındaki gizli tehlikeyi ve asıl ipuçlarını fark ettiğinde, onu korumak ve bu karanlığı birlikte deşmek için beklenmedik bir hamle yapar: Resmi olarak bu soruşturmada Lâl ile ortak