saturnkacagi11
O Çarşamba, takvimlerde sıradan bir gün gibi dursa da, kasabanın kadim hafızasında bir yaraydı. Gökyüzü o sabah griye bile karar verememiş, sanki bir ölünün feri sönmüş gözleri gibi donuk bir renge bürünmüştü. Kasaba meydanına ağır adımlarla giren siyah at arabası, tekerleklerinden çamur sıçratarak ilerlerken, sanki bir cenaze alayının sessizliğini de beraberinde taşıyordu.
Her şey düzende ilerlerken aniden ortaya çıkan bu ailenin kızı bu düzene saplanan bir kazıktı. Kapılarda asılan sarımsaklar ve güneşin iç ısıtan ışıklarının etki etmediği dönem başlamıştı. Belki de hiç son bulmamıştı...