lalveyra08
KAN VE SAFİR
Bir taş seçti.
Bir kader mühürlendi.
Güney Anadolu'da çocuklar küçük yaşta bir taş seçerdi.
Onlar bunun yalnızca masum bir çocukluk seçimi olduğunu sanırdı.
Oysa seçilen taş, yıllar sonra hayatlarını paylaşacakları kişinin hangi şehirden olacağını belirlerdi.
Gaziantep'in en seçkin aşiretinin prensesi Firuze Konukoğlu, önüne konulan taşların arasından Kan Taşı'nı seçtiğinde bunun hayatını değiştireceğinden habersizdi.
Ta ki eşleşmesi açıklanana kadar.
Mardin Alkan Aşireti'nin varisi Miran Alkan.
Miran, yaşıtlarından farklı bir çocuktu.
Sessizdi.
Gözlemciydi.
Ve ailesinin taşıdığı gücün ardında saklanan sırları herkesten önce fark etmeye başlamıştı.
Alkan Aşireti'nde ona öğretilen tek şey güçlü olmak değildi.
Hiç kimseye güvenmemekti.
Miran, ailesinin kendisinden sakladığı gerçekleri öğrendikçe, yıllardır kusursuz görünen düzenin aslında göründüğü kadar masum olmadığını anlayacaktı.
Sonra karşısına Firuze çıkacaktı.
Henüz birbirlerini tanımayan iki çocuk...
Biri Kan Taşı'nı seçmişti.
Diğerinin kaderi ise Safir ile mühürlenmişti.
Fakat bu eşleşme gerçekten yalnızca bir gelenek miydi?
Yoksa yüzyıllardır kimsenin sorgulamaya cesaret edemediği bir düzenin parçası mıydı?
Firuze, ailesinin mirasıyla büyürken...
Miran, ailesinin sakladığı sırların arasında büyüyecekti.
Ve yıllar sonra ikisi de aynı gerçekle yüzleşecekti:
Bazı kaderler seçilmez.
Bazı kaderler çok önceden yazılmıştır.
Ve bazı taşlar yalnızca geleceği değil, geçmişi de saklar.
KAN VE SAFİR
Bir taş. Bir kader. Bir ömür.