-15- Los Angeles'a Dönüş 1

204 8 0
                                    

Austin beni bir kafeye götürmüştü ve benden hoşlandığını söylemişti. Daha yakından tanımak istediğinide belirtmişti. Bende tam olarak bilmediğimi söylemiştim. Oda düşünebilirsin demişti.
Yeni bir ilişkiye hazır olduğumu düşünmüyordum. Aklım hala Justin'deydi. Lanet olsun. Bana sürtük demişti ve bu cidden canımı yakmıştı. Onu deliler gibi seviyordum. Şuan cidden çaresizdim. Ne yapacağımı hiç bir şekilde bilmiyordum. Uzandığım yataktan kalktım ve aşağıya indim. Jessie kahvaltı hazırlıyordu. Onada fazla yük olmuştum. Ailemide özlemiştim. Belkide Los Angeles'a dönüp eski yaşamıma devam etmeliydim? Justin'ide böylelikte unutabilirdim.
"Günaydın Han," dedi. "Bu günkü planın ne?"
"Günaydın Jessie," dedim. "Aslında, Los Angeles'a dönüp eskisi gibi yaşamayı planlıyorum."
"Hannah, saçmalama. Seni hiç bir yere bırakmam. Hem diyelim ben bıraktım, Justin bırakır mı sanıyorsun?"
"Justin'le hiç bir alakam olmadığını daha ne kadar söylemem gerekiyor?" Artık cidden bıkmıştım. Justin'le aramızda olan herşeyi biliyordu. Hala 'Justin seni bırakmaz.' Gibi salakça cümleler kuruyordu. Gitmemin bir sebebi vardı dimi herhalde? Öyle sıkıldım diye gitmiyorumdur dimi? He aslında sıkılıyorum ben ikide bir şehir değiştiriyorum. Ben tabii meraklıyım şehir değiştirmeye. Malım ya ben.
"Hannah, o gerizekalı benim çoçukluk arkadaşım. Onu en iyi ben tanıyorum. Sende göreceksin, izin vermeyecek." Hayır, karışmayacak. Adım gibi eminim. Gitmeme ne üzelecek ne de karışacak. Elimi elinin üzerine koydum. "Her şey için teşekkürler Jes."
"Hannah, saçmalama." Ağlayacakmış gibiydi. Kısa bir sürede tanışmış olabilirdik. Ama sanki uzun süredir birbirimizi tanıyormuş gibiydik. "Valizimi hazırlasam iyi olur." Merdivenlerden çıkıp odama gittim. Ne zamandan beri tuttuğumu bilmediğim göz yaşlarımı serbest bıraktım. Oraya gitsem bile hep Jessie'ye mesaj atacaktım, arayacaktım. Bazen Los Angeles'a gelebilirdi. Odamda ki büyük siyah valizimi yatağımın üstüne koydum. Bütün kıyafetlerimi içine koydum. Göz yaşlarımı silip elime yastığımın altındaki Justin'nin resmini aldım.
Ağlayarak konuşmaya başladım.
"Seni seviyorum. Hemde çok seviyorum. Keşke beni sevebilseydin. İlk başta bana inansaydın. Aramız böyle kötü ve soğuk olmasaydı. Ya da hiç karşıma çıkmasaydın. Ahahaha. Ne kadar çok şey istiyorum dimi? Zaten hep istedim hiç olmadı." Göz yaşlarımı sildim. Resmi geri yastığımın altına koydum.
Banyoya girip yüzümü yıkadım. Saçlarımı dağınık topuz yaptım. Üstüme sıfır kol gülümseyen emojili bir t-shirt giydim. Altımada siyah yüksek bel bir dar kot giydim. T-shirtimi pantolonun içine soktum. Gözüme rimel sürdüm. Siyah kol çantama lazım olabilecek şeyleri koydum. Telefonumu şarjdan çıkarıp Harry'e onun evine geleceğime ve diğerlerinin de orda olması gerektiğine dair bir mesaj attım. Vedalaşma zamanı.
Telefonumu ve ev anahtarlarını çantama koyup aşağıya indim. Siyah montumu ve arabamın anahtarlarını elime aldım.
"Jessie, ben dışarıya çıkıyorum 2 saate gelirim." Cevap vermesine izin vermeden evden çıktım. Arabaya binip eşyalarımı yan koltuğa koydum. Harry'nin evini o kadarda uzakta değildi. 20 dakika sonra evinin önündeydim. Büyük kapıdan içeriye girdim. Paul hemen yanıma geldi.
"Selam, çocuklar içeride."
"Pekala." Kapıya doğru yürüdüm. Cesaretimi toplayıp zile bastım. Kapıyı Louis açtı. Hemen ona sarıldım. Oda bana karşılık verdi. Geri çekildiğimde konuşmaya başladı. "Han, hiç uğramazdın." Gözlerim doldu. "Hey sen iyi misin?" Diye sordu. Kafamı evet anlamında salladım. Salona doğru yürüdüm. Derin bir nefes alarak kapıyı açtım. İçeride başını ellerinin arasına almış bir sarışın oturuyordu. Yanındada Harry ve Zayn vardı. Diğer koltuktada Liam oturuyordu. Beni ilk fark eden Zayn oldu. Hemen ayağı kalktı ve bana sarıldı. Sarılmasına karşılık verdim. İstemsizce göz yaşlarımı serbest bıraktım. Zayn'den ayrılınca Harry ve Liam'lada sarıldım. Kafamı Niall'a çevirdiğimde gözleri dolmuştu. Ayağa kalktı. Bende onun boynuna sarıldım. Hiç beklemiyordu. Ellerini belime dolayıp kafasını boynuma gömdü. Bir süre sonra yüzünü, yüzümle aynı hizaya getirdi. Oda ağlıyordu.
"Mesajlarıma niye cevap vermedin?" daha çok ağlamaya başladım.
"B-ben iyi değildim." Kekeliyerek cevap verdim. Kafamı omzuna koydu. Daha sonra ondan ayrılıp koltuğa oturdum. Niall yanıma oturdu. Diğerleride yan koltuklara oturdular. Göz yaşlarımı silip konuşmaya başladım.
"Ben iyi değildim. Halada iyi değilim. Ailem konusunda hep kötü çocuk oldum. Abim hep iyi ve sevilen çocuktu. Yinede ondan nefret etmedim. Çünkü tek değer veren oydu bana. Ne annem nede babam. Hiç biri değer vermedi. Zaten bir süre sonra babam bizi bıraktı. Bende buraya taşındım. Sonra karşıma siz çıktınız. Niall'la çıktık ve ayrıldık. Hiç birinizin ne aramasına ne de mesajlarına cevap verdim. Bunun için üzgünüm. Siz bana değer verdiniz. Ama ben bunun farkında değildim. Sizin bana verdiğiniz değeri görmezden geldim. Bana asla değer vermeyen birini sevdim. Bu sen değilsin Niall." Kafamı Niall'a çevirdim. "Sen bana kısacık sürede ailemden görmediğim değeri verdin. Teşekkürler." Yine akmaya devam eden göz yaşlarımı sildim. "Her şey için hepinize teşekkür ederim. Ben bu gece Los Angeles'a dönüyorum."
"Hayır." Dedi Niall. Ayağa kalkıp bağırmaya başladı. "Bu kadar mı yani? Bu kadar kolay mı bırakıp gideceksin?" Bende ayağa kalkıp bağırdım.
"Hayır, o kadarda kolay gelmiyor. A-ama zorundayım." Ağlayarak konuşuyordum. Niall'da öyle.
"Neden zorundasın anlayamıyorum. Neden zorundasın?!"
"Ç-çünkü birini seviyorum. Lanet olsun ki o beni eliyle itiyor. İnana biliyor musun? Bana sürtük dedi. Ben sürtük müyüm?" Hepsini görebileceği bir yerde durup daha çok bağırdım. "Ben sürtük müyüm?" Yavaş yavaş yere çöktüm. Hepsi yanıma gelip yere oturdu.
"Hayır, saçmalama." Dedi Zayn.
"Bu kesinlikle doğru değil." Bu seferde Liam konuştu.
"Sen sürtük falan değilsin." Kıvırcık konuştu.
"Asla böyle düşünme." Lou'da konuştu. Niall sadece olduğu yerde durdu. Elini yumruk yapmıştı. O niye bu konu hakkında birşey demiyordu.
"Sana. Sürtük. Mü. Dedi.?" Konuştu diye sevinsem mi yoksa Justin'e el kaldıracak bir havasının olduğuna üzülsem mi? Gözlerimin içine baktı. Gözlerinden belliydi sinirli olduğu. "O sana sürtük mü dedi (?) diye sordum!" Sanırsın karşında aslan var. Ayağa kalktım.
"Bana bağırma Niall!" Dedim. "Ben buraya bana bağırman için gelmedim. Ben buraya vedalaşmak, teşekkür etmek ve özür dilemek için geldim. Bir daha bana asla bağırma." Sakin konuşmaya çalışmıştım. Ama her halimden sınırlı olduğum belliydi.
"Özür dilerim, sana bağırmamalıydım."
"Pekala, ben gidiyorum. Umarım bir daha görüşürüz çocuklar. Los Angeles'a mutlaka uğrayın." Salondan çıktım. Tamamen evden çıkıp arabaya doğru yürüdüm. Arabanın içine girdiğimde çantamdaki telefonumu çıkardım.
25 CEVAPSIZ ARAMA
4 MESAJ
Cevapsız aramalar'ın 10 tanesi abimdendi. Diğer 10 tanesi Jessie'dendi. 3 tanesi Justin ve diğer 2 tanesi Austin'dendi.
Mesajlara girdiğimde Abim onu geri aramam gerektiğini yazmış. Jessie beni çok merak ettiğini yazmış. Justin hemen buluşmak istediğini yazmış. Austin'de benden bir cevap beklediğini dile getirmiş.
İlk olarak abimi aradım. Hemen telefonunu açtı.
"Başına birşey gelmedi değil mi güzelim?" Sesi endişe doluydu.
"Hayır ben gayet iyiyim abicim." Dedim. "Bide sevinir misin, üzülür müsün bilmiyorum ama ben bu gece Los Angeles'a gelicem."
"Şaka yapmıyorsun değil mi?" Diye sordu.
"Hayır, burası pek bana göre değil gibi. Oraya geri dönmek ve eski hayatıma kavuşmak istiyorum." Dedim.
"Buna çok sevindim. Kaydını burada ki eski okuluna aldırıyorum." Sesinden çok mutlu olduğu belliydi. "Annem ve Sindy çok sevinecek."
"Sindy bilmesin. Ona süpriz yapmak istiyorum. Neyse abi ben kapatıyorum. Yarın görüşürüz." Ondanda yanıt gelince aramayı sonlandırdım. Jessie'ye iyi olduğumu söylediğim bir mesaj attım. Justin'i aradım. İlk çalışta açtı.
"Konuşmalıyız." Dedi.
"Konuşacak birşey yok." Dedim kendimden emin bir şekilde.
"Emin misin?" Dedi. "Bence Konuşmalıyız. Gitmen istemiyorum." Ne ara öğrendi bu?
"Sen nerden biliyorsun?" Aklımda ki soruyu ona sordum.
"Jessie'yi aradığımda söyledi. " dedi.
"Dediğim gibi konuşacak hiç birşey yok. Ben gitmek istiyorum. Bu konuda kimse bana karışamaz." Düşüncelerimi söyledim.
"Beni sevdiğini biliyorum. Sence sevdiğini arkada bırakıp gitmek o kadar kolay mı? " sorduğu şeyle öylece kaldım. Kendimi hemen toparlayarak cevap verdim. "Hayır seni sevmiyorum. Ben sadece artık burada kalmak istemiyorum." Dedim.
"Hannah, lütfen." Dedi. "Gitme."
"Ben senin için bir sürtükten farksızım." Dedim. "Hoşçakal." Cevap vermesine izin vermeden aramayı sonlandırdım ve telefonu tamamen kapattım.

××××××××××××××××××××××××××
Bölüm 1176 harften oluşuyor. Yeterince uzun yazmaya çalıştım sonuçta haftaya teog sınavım var. Teog biterse daha çabuk yazabilirim belki. Yazın Final yapmayı düşünüyorum. Çünkü kitabı kimse okumuyo. Boşu boşuna kendi kendime yazmak istemiyorum. En azından okuyan varsa selamlar jsjssj

BELİEVE (Justin Bieber)Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin