9 ve 10. bölümü niye okumadınız lan🤬🤬🤬
xxxx
soğuk bir sonbahar akşamı. tereddütlü ayaklar. rahatsız bir ruh. soobin korkuyor. dışarı çıkıp çıkmayacağından emin değil. hâlâ.
arabayı lunaparkın girişinin az ötesinde durdurdu. motoru kapattı. ellerini bacaklarına sürttü. ısınmak için değildi bu yaptığı, stresten kontrolünde zorlanıyor, karıştı eli bacağı. ne yapacağını bilemiyor. ondan bu garipliği.
kafasını kaşıdı, aynadan kendini bir kez daha kontrol etti, şapkasını geçirdi kafasına. sonunda bakışları ışıklı mekana döndü; yeonjun oradaydı. içeri girmemişti daha. elleri cebinde, omuzları havalanmış soobin'i bekliyordu. çok bir mesafe yok aralarında, soobin rahatlıkla yeonjun'un üşüdüğünü anlayabiliyor. titriyor çünkü yeonjun.
arabadan indi birkaç dakikanın ardından. inmesiyle bacakları titredi biraz. arabadan destek aldı, cesaretini toplayıp yeonjun'a doğru adımladı. gün asıl şimdi başlıyordu.
birkaç adım atıp vardı yanına. yeonjun onu görmedi, arkası dönüktü. omzuna dokundu, yeonjun korktu onun yüzünden. "soobin! geldin demek sonunda." ellerini montunun ceplerinden çıkardı soobin'e sarılmak için ama vazgeçti hemen, kalakaldı öylece. soobin kayıtsız kaldı bu hareketine, sarılmadığı için daha memnun gibiydi. "geldim yeonjun. ne yapıyoruz şimdi?" kısa bir süre geçmeden fark etti soobin, yeonjun'un titremesi geçmişti. galiba soğuk değildi sebebi. garip hissetti. "biletleri alalım önce."
iki genç, buruk kalpleriyle geçirdiler ilk dakikalarını. biletleri alıp doğrudan çarpışan arabalara gittiler. acımasızca çarptılar birbirlerine birçok kez. soobin'in stresi geçti yavaş yavaş. gülümsemesi arttı; hatırladı ki yeonjun sürekli atıştığı yakın bir tanıdıktı. arkadaştılar hatta. korkulacak bir şey olmadığını fark etti. eğlendi onunlayken.
gün içerisinde sürekli kahkaha attılar. yeonjun gerçekten çok iyi biliyordu insanları eğlendirmesini, tekrardan düşündü bunu kendi kendine. içi ısındı zamanla dışarısı soğuk olmasına rağmen. hem de yeonjun sayesinde, yeonjun'a ısındı...
hatta yanmaya başladı bir ara. duygu karmaşası artmayı bırakmadı. arkadaşıydı yeonjun onun, yakın bir arkadaşı, onun aşığı... yeonjun öylesine biri değildi ki. yeonjun soobin'den hoşlanıyordu. ama neydi ki hoşlanmak? soobin ondan bundan çok duydu bu tür kelimeleri; hoşlanmak, sevmek, aşık olmak...
soobin arkadaşlarını da severdi. onlarla vakit geçirmek için bazen kendinden fedakârlık verirdi. onlar güldüğünde gülerdi. onlar için yapardı bazı şeyleri. onları gördüğünde mutlu olurdu. ve şu an bu hissetliklerinin hepsini yeonjun için de hissediyor.
dahası var ama, soobin daha önce hiçbir arkadaşıyla yanlışlıkla olsa da öpüşmedi, onlar yüzünden erekte olmadı. daha da önemlisi, onlarlayken hiç böyle hissettiğini hatırlamıyor. böyle; ne? nasıl hissediyor şu an soobin? bir belki bir buçuk saattir yeonjun ile birlikte. zaman geçtikçe "keşke şu an hiç bitmese." cümlesi peş peşe geçiyor aklından. önceyi de unutmadı, yeonjun dershaneye gelmediği zaman onun için endişelendi. eve giderken yolunu kırıp yeonjun'un evine gitti. ne yapıp edip gününü yeonjunlar'ın evinde geçirdi. onunla konuşurken çok eğlendi. bunları yaparken tam arkadaş olduklarını düşünmüyordu hem de. ona rağmen sürekli yeonjun'a çekildiğini hatırlıyor soobin. ama hâlâ anlam veremiyor. kendini bunları başka bir arkadaşına yaparken de düşünebiliyor. soobin aşık olmayı bilmiyor. hiç yeonjun'dan hoşlandığına bir ihtimal vermedi. yeonjun'un da ondan hoşlandığını düşünmedi. öyle ki, yeonjun ona bunu itiraf etse bile demek istediği şeyi anlayamadı.
ŞİMDİ OKUDUĞUN
prisoner ✓
Fanfictionsoobin bi daha sana kitap getiren noolsun var ya adi enayi piç main couple > yeonbin (otizmli soobin) sevmiyom. bu kitabı. bence okumayın .
