" Size yalvarıyorum prensim yemin ederim benim bir suçum yok Tanrı şahit ben hırsızlık yapmadım. "
" Son pişmanlık bir fayda etmez asker! "
"Prensim eşimi bırakın lütfen onu bağışlayın o böyle şeyler yapmaz ya bulunursa kolyeniz bize bağışalayın eşimi yalvarırım."
🝮︎︎︎︎︎︎︎ Herkes bir dönence içindeydi, herkes meraklıydı, herkes sessizdi çünkü korkuyorlardı. Jungkook ve eşi prense yalvarıyordu bir işe yaramıyordu kendilerini yoruyorlardı sadece. Taehyung kararlıydı idam için sarayın ilerisinde ki köye götüreceklerdi Jungkook'u at arabasına bindirdiler ağzı, elleri, ayakları hepsi bağlıydı. Ağlamaktan vücudu güçsüz kalmıştı ama fayda etmezdi.
Jungkook köye getirilmişti. İplere bağladıkları gibi havaya kaldırmaya başlamışlardı artık son nefeslerini alıp veriyordu.
Kızgın güneş ense ve kafasına vurdukça içi fena oluyordu.
" Prensim size bir kinim veya nefretim olmadı kolyenizi ben almadım eğer bir gün o kolye bulunursa ölümümü hatırlamayın eşime Tanrı korusun ama birşey olursa kızıma siz bakın onu yanlız tek kanat bırakmayın yalvarırım- "
Artık Jungkook çok yüksekte nefessiz mosmor bir şekilde asılıydı. Ağzından damlayan ufak kan damlaları 3 saatin sonunda kan gölü oluşturmuştu. Eşi hala Jungkook'un başında ağlıyordu etrafta bir kaç köylü ve Jungkook'un kanını içen bir sürü karga vardı.
"Tanrı biliyor" dedi yoldan geçen asker. "Tanrı onun bir şey yapmadığını biliyor bacım."
𝐋𝐮𝐚: Sadece karşımda duran sarayın askeri Namjoon'a baktım ağlamakta olan gözlerim ve yorgunluktan zor dik duran başımı teşekkür etme amaçlı salamıştım beni anlamıştı zaten. Artık gitmem gerekiyordu Jungkook bana bir emaneti vardı ona sahip çıkmalıydım.