•80•

300 25 19
                                        

Güneş batıyor. Bir deniz hissini yaratacak kadar büyük gölü çevreleyen ağaçların arasında uçuşan kuşların cıvıltıları sabahın aksine gittikçe azalıyor. Açık maviden turuncu ve pembe tonlarına çalan gökyüzünde yavaşça belirmeye başlayan yıldızları inceliyorum. Huzur gerçekten bu mu? Elimin altındaki nemli toprağa parmaklarımı biraz daha daldırarak dengelendiğimi hissediyorum. Çam ağaçlarından dökülen sivri yapraklar elime batıyor olsa bile avuçlarımı biraz daha sıkıyorum. Tatlı su ile toprağın buluşarak, temiz havayla yarattığı koku ciğerlerime bir kez daha doluyor. O kadar rahatlamış hissediyorum ki, gözlerimin hafiften kaydığının farkında bir süre sonra varabiliyorum. Yere yavaş çekimde uzanıyor gibi hissederken kafam yer ile buluşuyor. Derin bir nefes daha. Rengi değişmeye devam eden gökyüzünde esen rüzgarla hızla hareket eden ve dağların ardına kadar görüşümden çıkan bulutları takip etmeye çalışıyorum. Başım dönüyor. Çevrem sürekli hareket halindeyken hareketsiz kalan ben daha da ağırlaşıyorum. Sürekli hareket halindeki bu dünya aksime daha da hızlanıyor ve günler geçiyor gibi hissediyorum. Ne olursa olsun kimse için durmayacak bu dünyanın benden önce var olup, benden sonra da var olmaya devam edeceği gerçeği, ve aslında bu kara parçasında ne kadar önemsiz biri olduğum aklıma geldiğinde içim biraz daha huzurla doluyor.

Peter göl evindeki son gecesinde, pazar akşamının keyfini çıkarırken aklından gelip geçen düşünceler bunlardı.

Wade verandadan elinde iki kupa ile inerek Peter'ın yanına ulaştığındaysa Peter doğruldu.

Ama bu kara parçasında bana en önemli kişiymişim gibi hissettiren birinin olmasının içimde yarattığı his daha da rahatlatıcı olabilir.

Adamın uzattığı bir kupayı alarak ellerini sıcak çay ile ısıtırken saçlarının yerdeki kirden silkelendiğini ve şakağına bastırılan dudakları hissederken gözlerini kapattı.

En önemli kişi olduğumu düşünüyor. Yanılıyor. Bu dünyanın uğruna durabileceği biri varsa, bu sadece o olabilir. Ve kendisi ne kadar önemli biri olduğunun farkında bile değil. Güzel ruhuna beni aşık eden şeylerden biri de bu olabilir.

"Nasıl gidiyor?"

Genç adam Wade'e, ona ne kadar sıcak ve sevgiyle bakabiliyorsa o kadar bakarken bakışlarını onunkilerden ayırmadan sessizce konuştu. Sanki sesini fazla yükseltirse bu huzuru yaratan düzen bozulabilirmiş gibi. 

"Daha iyi gidemezdi."

Yavaşça kendisinden uzun olan adama uzandı, kupayı bir yere bırakarak dizlerinin üzerinde doğruldu ve ellerini yanaklarına yerleştirdi.

"Ne kadar sevildiğini biliyorsun, değil mi?"

Wade bunu beklemiyormuş gibi kaşlarını hafifçe çattı, bir süre kahverengi irislere bakmaya devam etti.

"Tabii ki biliyorum."

Peter'dan bir hareket beklemeden aralarındaki mesafeyi iyice kapatarak dudaklarını onunkilere bastırdı. Genç adamın sırtını nazikçe okşarken onu biraz daha geriye yasladı ve hizasına geldiği boynu birkaç kez öptü.

"Sen biliyor musun?" 

Peter, adamın kumral saçlarını ince parmaklarıyla hafifçe tararken gülümsedi.

"Bana sevgini hissettirmediğin bir gün bile olmadı, Wade Wilson."

Wade de gülümsüyor olsa da buna katılmadığını söylercesine kafasını iki yana salladı. Peter tek eliyle Wade'in çenesini kavrayarak bakışlarını tekrar buluşturdu.

"Hayır. Yanımda olmazken bile."

Wade'in kucağından inerek eski yerini aldı ve kendisine yapılan çaydan bir yudum aldı.

Bound To You / Yeni bölümler AO3'ye taşındı!!!!!Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin