SAVAŞ

31 6 4
                                    

Ben dua ediceğim de o gerçekleşecek, ha?
Pardon ama kıçımla gülerim ben buna. Beyaz gömleğim mercimek çorbasından dolayı turuncu olmuştu. Eteğimin alt kısımlarına pirinçler yapışmıştı. Saçımı desem zaten çoktan açılmış ve kendini salmıştı saçlarıma yapışan taze fasulye parçalarını da unutmamak gerek. Ellerim ise çikolata olmuştu. Şimdi siz ne oldu da bu hale geldiğimi merak ediyorsunuzdur. Hemen anlatıyorum.

5-6 SAAT ÖNCESİ

"Anne artık çocuk değilim. Sınıfa kendim girebilirim! "

"Hayır efendim. Sen en ön sıraya oturacaksın. Hem sen koşsana yer kalmayacak. " diyip daha hızlı yürümeye başladı annem. Arkadaki babama yardım istermişcesine baktım ama sadece omuz silkti. Şu anda okulun içerisinde anne ve babasıyla gelen tek öğrenci bendim sanırım. Müdürden sınıfımı öğrendikten sonra gideceklerini sanmıştım ama annem "En ön sıraya oturma. " merasimini başlatmıştı. Her sene böyle rezil oluyordum. Annem her sene sınıfa girip orta yerden en ön sıraya beni oturturdu. Sonra da yanıma gözüne iyi gözüken bir kızı oturturdu. Bu sene liseye geçtiğim için böyle olmaz sanıyordum ama yine rezil rüsvan olacaktım anlaşılan. Annem bir sınıfın önünde durup eliyle gel işareti yaptı.

Ayaklarımı sinirle yere vura vura annemin yanına gittim. Artık bu işten sıkılmıştım. Bana ezici bakışlar atan insanlardan, 'Anne kuzusu' gibi takma adlardan ve annemden sıkılmıştım.

Annem ben ona yaklaşırken 9-E yazan sınıfa girdi. İşte başlıyorduk...

***

İlk dersi atlatmıştım. Yine ve yine ortadaki en ön sırada oturuyordum. Yanımda 'Benim çalışkanlıkla aram yok ya." cümlesinin suratından okunduğu bir kız oturuyordu. İlk başta annemin nasıl böyle bir seçim yapabildiğine şaşırsamda kız kendini tanıtınca annemin insanların çalışkanlıklarını ölçmek gibi süper bir gücü olduğundan şüpelenmeye başladım. Kızın adının Özge olduğunu, Akşemsettin Ortaöğretim Okulu'ndan geldiğini ve puanının 450 olduğunu kendini tanıtırken öğrendim. Kız surat ifadesine göre gayet çalışkandı. Belki de böyle düşünmemi kıvırcık saçları sağlıyordur. Bilemiyorum...
Ben bu düşünce seline dalmışken beni Özge'nin sesi kurtardı.

"Şey, merhaba. "

Şu ana kadar hiç konuşmamıştık. Galiba onunla arkadaş olmam gerekiyordu. Yani hep böyle olmaz mıydı? Hani insanlar 'merhaba' der ve tanışırlardı değil mi?

"Merhaba. " dedim ben de. Böyle demem gerekiyordu sanırım. İnşaallah yanlış bir şey söylememişimdir.
Evet...
İnsanlarla iletişim konusunda pek iyi değilimdir.

"Şey, sanırım insanlarla aran pek iyi değil." bu tezin doğruluğu beni şaşırtmıştı.

"Nerden anladın? "

"İlk olarak ben seninle konuşmaya başladım ki benim yanımda oturan her kimse ilk o başlardı. Sen benden de çekingensin sanırım. " dedi.

Ona gülümseyerek karşılık verdim. İyi kıza benziyordu. Muhattabımız bu kadar olmuştu. Sonrasında zaten zil çalmıştı.

Öğle tenefüsünde biz iyice kaynaşmış haldeydik Özgeyle. O, abisi bu okulda olup bir üst sınıfta olduğu için okulun her yerini avucunun içi gibi biliyordu. Abisiyle bir kaç kez gelmiş de okula. Biz kol kola merdivenlerden aşağı inerken bu arada sohbet ediyorduk.

"Annem ve babam ben 6 yaşındayken boşandıktan sonra babamı bir daha görmedim. " dedi. Onun için üzülüyordum. Ben babam olmasa herhalde yaşayamazdım. Babamın olmaması demek bana derslerimde yardımcı olacak birisinin, sevgi verecek birisinin, ağladığımda başımı omzuna koyacağım birisinin olmaması demekti.

S-Ö-Y-E-KHikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin