**1**

51 0 0
                                    

Henüz dört yaşındaydım, doğum günüm sonrası hemen bavullarımızı hazırlayıp akşamında tatile çıkmıştık. Arka koltukta oturuyorum kemerim bağlı bir şekilde hafif müzik açık ve bu beni rahatsız ediyor. Hızlı gidiyoruz. Camdan dışarı baktığımda ürktüğümü hissedebiliyordum. Annem ile babam önde birşeyler konuşuyorlar. Sanki tatile çıkmamızdan memnun değiller gibi. Daha da hızlanmıştık ve sanırım babam bunun farkında değildi. Annem bağırmaya başlamıştı babama. Yeter artık! Her seferinde aynı şeyi yapıyorsun, bıktım senden! gibisinden şeyler söylüyordu sanırım, çok net hatırlayamıyorum. Babam yirmi iki saniye kadar annemin isyanlarını dinledi ve sertçe direksiyona vurdu! ... Arabanın kontrolünü kaybetti, bi sağa, bi sola savruluyoruz. Henüz dört yaşındayım. Virajdan aşağıya düşüyoruz hemen o sırada, kemerleri takılı değildi! Ağlıyorum.. Babam kafasını cama vurmuştu, kanlar vardı, annem beni korumaya çalışıyordu o sırada, ölüyoruz ve kendisini önüme siper etmişti sanki. Burnunda hafif kanama vardı ben ağlarken. Lanet olsun! İnsanların acıdan beklentileri sadece duygusal olmamalı. Terstik sanırım, araba ters takla atmıştı tam hatırlamıyorum gerçekten. Bi amca geldi ilk önce, hayal meyal hatırlıyorum gözlerim hafif kapalı. Telefonla galiba ambulansı falan arıyordu. Ambulans geldi, beni çıkardı, ağzımda değişik bir şey vardı, takmışlardı. Annemle babamı çıkardılar. Annemi siyah bir fermuarlı bir şeyin içine koydular. Annemi. Babam yarı baygındı, orada kurtarmaya çalıştılar ama olmadı. Gözlerimle annemin ölümüne tanık oldum. Sanki kalbinin yarısını alıyorlar o sırada, koparıyorlar senden. Beni neden almadın ki o sırada annemlerin yanına? Ben neden ölmedim? Yaşamamı mı istiyordu hayat? Bunca acıya rağmen, henüz dört yaşında bunca acıya rağmen? Teyzemin yanına götürdüler ve o beni istemedi. Yurda yerleştirdiler, aradan iki hafta geçti ve o telefonla ambulansı arayan amca beni evlatlık edindi. O kadar çok yaşamış ki, o da benim gibi. Onunda anne babası yok, beni anlıyor. Birini anlayabilmeniz için onun geçtiği yollardan geçmeniz gerekir. Aynı hisleri tatmanız gerekir. O anlıyordu beni, 13 yaşıma kadar o baktı bana. Bir keresinde bana, asla pes etme! Eğer pes edersen, senin güçsüz olduğunu anlayacaklar ve sen kaybolacaksın demişti. Yaşadığım acıların beni yıldırmasına izin vermemeliydim! Fakat olmuyordu. Acıdan kaçamazsın. Acı senin parçandır. Göğsünün altında bir şeyler hissedersin bazen, sıkarsın orayı, nefes alamayacak gibi olursun, sonra geçer. Mutlu olduğun zamanlar daha çok çıkar işte o. Acıdan kaçamazsın, tam buradayım! diye işaret eder ve sen tekrar hatırlarsın. O kadar çok ağlamıştım ki, tüketecek göz yaşım kalmamıştı artık. Tüketecek gözyaşı kalmadığın da ağlamayı unutuyor insan. Sanki, dört duvar arasında bi camın içindesin. Alttan bulunduğun dört duvar arasına su dolduruyorlar, yavaş yavaş doluyor orası. Telaşlanıyorsun! Ne yapacağını bilemediğin için elin ayağın birbirine dolanıyor. Ölmek istemiyorsun, ama yaşamakta istemiyorsun. Unutmak istiyorsun sadece. Hayat bize şans verir mi ki unutmak için bunca acıyı? İmkansız. Soğuk bir şubat akşamı ansınız beni evlatlık alan insanda terketmişti. Artık bu dünyada tek başımaydım. Zaman geçtike yaşadığım acılar beni güçlü yaptı desem de aslında içimi fark etseler, kırılacaktım. 17 yaşıma kadar evden dışarı çıkmadım. Sadece benim odama özel yapılmış bir kapım vardı, altından yemekler falan atılan... Ruby amcanın eşi bana her sabah ve her akşam yemek bırakıyordu. Tam üç sene boyunca odadan dışarı çıkmadım! Zifiri karanlığı seviyorum. Karanlığı, siyahı seviyorum. Ne yaşadığımı hiç bir zaman belli ettirmiyor. Fiziksel olarak bir şey hissetmiyordum. Sadece o zamanlardan kalan kaşımın altında ki izden başka hiç bir şeyim yoktu. Ama bi yerim acıyor. Acı var. Bunu hissedebiliyordum. Yavaş yavaş tükeniyordum artık, ölüme yaklaşıyordum. Ölmek istiyordum anne! Ölüp yanına geleceğimi biliyordum. Hayat ile ölüm arasında ince bir çizgi vardır. Biraz sağa kaysan, bunca acıya rağmen yaşamaya devam edeceksin belli. Biraz sola kaysan, uçurumun dibini boylayıp huzura kavuşacaksın. Bunca acıya rağmen yaşamak mı daha mantıklı? Yoksa ölüp huzura kavuşmak mı? Her zaman ikincisi daha cazip gelmiştir. Ölümden korkmuyorum. Zamanında yeterince deneyimlediğin şeyden korkmazsın. Ölmeye karar verdim. Haplarla mı? Hayır. Kesici aletlerle mi? Hayır. Tabanca, dayak vs şeylerle mi? Hayır buda değil. Ailemin öldüğü gibi ölmek istiyorum. Bir trafik kazası sonucu. Alıp götürsünler cesedimi, kaybolayım. Öyle hızlı çarpsınlar ki bana, yerden kalkmaya gücüm kalmasın. Gücüm orada tükensin. 3 sene sonunda ölmek için, huzura kavuşmak için dışarı çıktım. Boğulurken etrafımda ki herkesin nefes almasını seyredemeyecektim. Küçük bir akarsuda boğulmaktansa, okyanusta boğulman daha iyidir. Çıktım dışarı odadan. Gözlerim hafif kamaşıyor. 18 yaşındayım.Ve ölüyorum. Odadan dışarı çıktım gözlerim yarı açık bir şekilde ve odaları gezerken annemin fotoğrafını gördüm Ruby amcanın odasında. Derin bir şekilde incelerken fotoğrafı yanlışlıkla elimden düşürdüm ve altından bir kağıt parçası çıktı. Aynen şunları yazıyordu... '' Hayatta umudunuz kalmadığı zaman, o size yeni bir umut yaratır.'' Aldım ve cebime koydum, Ruby amcanın saçma notlarından bir tanesiydi. Kapıdan dışarı çıktım ve ölüme biraz daha yaklaşıyordum artık. Biraz daha boğuluyorum, kaybedecek hiç bir şeyim yok ve umut denen şey beni yıllar önce terk edip gitti. Yeni bir umut yaratmadı! Bi köprüden aşağı atlayıp, arabaların sürüklemesini düşündü. Çıktı köprünün üstüne o koca yürekli acı dolu adam. Yutkunmaya çalışıyordu ama rüzgarın inanılmaz şiddeti ile nefes almak bile zordu. Gerçi, nefes almak yaşamak değildir, çoktan ölmüştü ama fiziksel olarak da bırakıyordu kendini. Veda bile etmedi dünyaya. Bıraktı ümütlerini ve atladı...

Ancak o ölmedi; O hafızasını kaybedip dünayaya ikinci kez geldi.

Yayımlanan bölümlerin sonuna geldiniz.

⏰ Son güncelleme: Sep 24, 2014 ⏰

Yeni bölümlerden haberdar olmak için bu hikayeyi Kütüphanenize ekleyin!

TUMBLR STORIES.Hikayelerin yaşadığı yer. Şimdi keşfedin