-Vivancia

“Biliyor musun az az yaşıyorsun içimde,
          	Oysa ki seninle güzel olmak var.
          	Örneğin birlikte rakı içsek
          	ıslanırız yağan yağmurda...”
          	
          	— Cemal Süreya

-Vivancia

Bir gün birbirimize yabancı olacağımızı bilseydim
          Bu kadar içten bakmazdım gözlerine.
          Bir vedâya dönüşecekse her şey,
          Bu kadar anlam katmazdım gülüşlerine.
          
          Bir gün sesini son kez duyacağımı bilseydim
          Bu kadar ezberlemezdim kahkahalarını.
          Şimdi hangi geceye baksam gözlerin geliyor aklıma,
          Sanki yıldızlar bile senden bir parça taşıyor bana.
          
          Bir gün ellerinin son kez değeceğini bilseydim
          Bu kadar alışmazdım teninin huzuruna.
          Şimdi senden bana kalan ne varsa içimde,
          Hepsi dokunduğun o güzel günlerin hatırına.
          
          Bir gün adını son kez anacağımı bilseydim
          Bu kadar büyütmezdim seni içimde.
          Bazı insanlar geçse de hayatından,
          Kokusu kalıyor insanın kaderinde.

-Vivancia

Keşke bir çiçek olsaydım cam kenarında...
          Ne zaman solup gitsem,
          can suyum olsaydı gülüşlerin.
          Gün ışığım olsaydın gecelerime,
          karışsaydı kokumla nefesin.
          
          Keşke bir kalem olsaydım elinde...
          Ne zaman ağlasa ruhun,
          yanında durup hislerine tercüme olsaydım.
          Anlatsaydın nasıl sevdiğini,
          anlasaydın nasıl sevdiğimi.
          Karanlık çizgilerim kâğıdı taşırırken,
          her noktasında bulsaydın kendini.
          
          Keşke bir kere konuşsaydım seninle...
          Duysaydım sesini dünya diliyle.
          Keşke bir kere seni görebilseydim;
          fotoğrafların bile çok uzaktayken,
          hislerime tercüme olabilseydim.

-Vivancia

Uzun zaman oldu aslında.
          Öyle her gece aklıma düşmüyorsun artık.
          Adını duyunca ellerim titremiyor,
          fotoğraflara bakıp saatlerce susup kalmıyorum.
          İnsan zamanla toparlıyor sanırım…
          Ya da sadece dağınıklığını saklamayı öğreniyor.
          
          Ama geçen gün fark ettim;
          bazı insanlar hayatından çıkınca gitmiyor tamamen.
          Sadece içindeki yerleri sessizleşiyor.
          
          Mesela artık seni özlediğimi düşünmüyorum.
          Ama biri gözlerimin içine gerçekten bakınca
          neden hâlâ tedirgin olduğumu biliyorum.
          Çünkü insan bir kere yarım bırakıldı mı,
          sonraki gelen herkese
          biraz eksik güveniyor.
          
          Garip değil mi?
          Bir zamanlar “sensiz yapamam” dediğin kişi
          şimdi başka bir hayatın içinde.
          Ve sen, bir zamanlar uğruna uykusuz kaldığın birinin
          artık en son ne zaman güldüğünü bile bilmiyorsun.
          
          İnsan buna alışıyor belki ama
          kabullenmek başka bir şey.
          Çünkü bazı vedalar bitmiyor;
          sadece üstü günlük hayatla örtülüyor.
          
          Çalışıyorsun, gülüyorsun, insanlarla konuşuyorsun…
          Kimse anlamıyor içinde eski bir hikâyenin
          hâlâ yıkıntı hâlinde durduğunu.
          
          Ve bazen durup şunu düşünüyorsun:
          “Biz gerçekten yaşandı mı?”
          
          Çünkü üzerinden ne kadar zaman geçerse geçsin,
          bazı insanlar unutulmuyor.
          Sadece kalpteki yerleri
          acıdan hatıraya dönüşüyor.