"Ne zamandan beri bu kadar kibarsın Gamze?" Marco buzdolabının içinden bir bira çıkarıp kapağını açtı. "Ya da ne zamandan beri bu kadar saygılısın demeliydim, değil mi?"
Gamze yüzünü buruşturdu. "Ben hep saygılı biriydim sadece artık sana saygım yok."
Marco gözlerini devirip, "Bana hiçbir zaman saygın olmadı ki," dedi.
"Vardı." Gamze'nin baskın sesiyle Marco'nun bira tutan eli havada kaldı. "Ta ki sen beni Ölüm Timi'nden postalamak isteyene kadar."
Sessizlik olduğunda ikisine baktım ve çorbamı göstererek, "İştahımı açıyorsunuz," dedim yumuşatmaya çalışıp. "Lütfen devam edin."
Marco ise beni duymazdan geldi ve sabrının son raddesine gelmiş gibi, "Başka çarem mi vardı?" diye sordu. "Mutsuzdun, sadece ağlıyordun ve insanlarla düşman olmuştun, en çok da bana. Ne yapmamı bekliyordun?"
Gamze dişlerini sıktığında bu yüzleşmenin ben çorbamı kaşıklarken ve televizyonda adım soysuz diye anılırken olmasını hiç beklemiyordum. İkisine bakıyordum ama onlar sanki ben yokmuşum gibi kozlarını paylaşmak için hazırlanmışlardı. "Sen de gidecek hiçbir yeri yok diye düşünerek beni BL Örgütüne mi postaladın?"
"Tam olarak böyle oldu."
"Marco," dedim uyarıcı bir ses tonuyla ama beni duymadığı çok açıktı.