Yılın o günü gelmişti. Her tarafta gezen binlerce kuzeyli, devasa ve çimleri yeni yeni yeşermiş olan ovada kurulan pazar yerlerine akın ediyordu. Etrafta gösteri yapan insanlar ve aralarında kambur duruşlarıyla, sarkık derileriyle dikkat çeken garip kahinler vardı. Normalde kahinler böyle görünmek zorunda değildi ama ünlü bir kahin olunca herkes onun rolüne bürünmeyi denemişti.
Genç adam bunları kafasından geçirirken bir yandan elini, kusurlu da olsa şekillendirilmiş odun tezgâhlarda gezdiriyor ve her tezgâhtan gelen farklı kokuların keyfini sürüyordu. Önce baharatın, sonrasında ise taze meyvelerin kokusu burnuna geliyordu.