Selam canlarım..
Yarın ni bölüm istemişsiniz ama maalesef mümkün değil. Lakin gönlüm el vermedi sizin isteğinizi kırmaya.
Yeni bölüm değil ama gelecek bölümden ufak minik bir alıntı bırakıyorum buraya.
“Zeynep… benim kızım mı?” Yaşlı adam hâlâ inanamıyordu. Bu kadar yakınında olup da, onun kızı olduğunu nasıl hissedemezdi?
“Evet… senin kızın.” Bu bir itiraf değildi; gerçeğin, yıllar sonra gün yüzüne çıkışıydı.
Orta yaşlı adam, göz pınarlarından süzülen yaşları silmedi. Sevdiği kadın neler çekmişti? Kızı ne zulümlere maruz kalmıştı?
Peki ya kendisi… neredeydi?
Zoraki bir evliliğin boyunduruğu altında, günden güne ruhunu kaybetmiş; zamanla gaddar bir adama dönüşmüştü.
Oysa ne çok aramıştı sevdiği kadını… Sinop’un her sokağını, her mahallesini karış karış gezmişti; günlerce, aylarca… Ama ne bir iz, ne de bir haber bulabilmişti.
Şimdi ise kızı… Kendi ayakları üzerinde dimdik duran, gözü kara, cevval bir avukat olmuştu. Hayatının en önemli adımlarından birini atmak üzereydi—evliliğe…
Ama yanında ne annesi vardı… ne de babası.