27. Bölüm- Kalp Taştansa Öpücük Şeytandandır
"Getirdim abi.” Arkamda kalan sese doğru döndüğümde bakışlarım Baha ile kesişti. Kızarıktı gözleri. Diğerlerine nazaran hatta Pars’a göre bile daha mutsuz daha keyifsiz duruyordu.
“Ver bakalım bana.” Arem kollarını ileriye doğru uzattığında Baha elindeki bilgisayarı Arem’e vermişti. Sonra arka cebine eli uzandı, oradan da benim telefonumu çıkarıp bana doğru uzattı.
“Senin.” Bakışlarımı uzattığı telefondan ayırıp gözlerine diktim.
“Neden şaşırmadın?” Düz çıkan sesim ile bakışlarını bir an benden kaçırdı.
“Asya, güzelim sonra konuşursunuz.” Buğra’nın yeniden olaya müdahale etmesi beni bu kez durdurmamıştı.
“Biliyordum…” Ölmediğimi biliyordu. Ama bilmesini istememiştim. Hak etmiyordu.
“Bilmeyi hak etmiyordun.” Bu konuda nettim. Evet, Baha ile gülüp eğlenmiştim ama bu anlık gelen zevklerin, gülüşlerin; O'nun bana söylediği ve bilinçaltıma kazınan ‘Sokak kızı’ tabirinden, gerçeğinden daha gerçekçi daha kalıcı değildi.
“Biliyorum.” Giderek kısılan ve benden uzaklaşan bakışları ile utandığını görebiliyordum.
“Kim sana söyledi?” Herkese söyleme demiştim ama o yine de biliyordu.
“Peri kızım, sonra bunları konuşun. Abilerinle alışveriş yapın siz.” Baybars Beyin hemen yanımızdaki koltukta yükselen endişeli sesi ile daha da sinirleniyordum. Bana bir şey olacakmış gibi bu endişeleri beni daha da geriyordu. Basit bir kramp girmişti parmaklarıma. Neden bu kadar abartıyorlardı ki?
“Kim sana söyledi, Baha!” diye kendimi tekrardan yenilediğimde Arem araya girdi.
“Ben söyledim.”
“Neden?” Kırgın bakışlarımı Arem’e dikmiş yanıt bekliyordum.
Gözlerimdeki kırgınlığı gördüğünde iç çekip bilgisayarı yere koydu ve ellerini uzatıp elimi tuttu. Parmaklarımı dudaklarına götürüp her birine küçük küçük öpücükler bırakmaya başladı. “Çünkü ben bir abiyim ve tüm kardeşlerimi korumak zorundayım. Gerekirse sizi sizden bile korurum.”
“Ama beni hiçbir zaman Baha’nın sözlerinden korumadın, Arem.”