Ruhlarımız ne zaman sustu?
Ne zaman birbirimizin sesini duyamaz olduk?
Ne zaman sevmekten vazgeçtin?
Yoksa hiç sevmedin de ben mi senin sessizliğine anlam yükledim?
Ne zaman beni görmez oldun?
Ne zaman gözlerin üzerimden geçip gitmeye başladı?
Ne zaman yalnızca uzaktan izleyen bir yabancıya dönüştün?
Ben bir çukur değildim aslında.
Ben dibe vurmuş bir karanlıktım.
Sense içime düşen son güneştin.
Güneşim...
Ne zaman ışığını benden esirgedin?
Ne zaman sıcaklığın tenime değil,
hatıralarıma dokunmaya başladı? Şimdi içimde ne ışık kaldı
ne de seni çağıracak bir ses.
Beni sonsuz bir soğuğun içinde bıraktın.
Ve ben artık üşümüyorum.
Çünkü insan, karanlıkta yeterince uzun kalınca
soğuğu da karanlığı da kendisi sanmaya başlıyor.
Geri gel diyemem sana.
Beni ısıt diyemem.
Beni aydınlat hiç diyemem.
Çünkü bir kez sönen güneşin altında insan, yeniden doğmasını beklemeyi değil,
onsuz yaşamayı öğreniyor.
Ve sanırım ben de
seni beklemeyi bıraktığım güniçimde kalan son ışığı da gömdüm.
~ Özgülümün aşk şiiri