Amphitriteas
Link to CommentCode of ConductWattpad Safety Portal
Uyuyamadığım için Sheridan Le Fanu'dan Carmilla'nin bir incelemesini yapmayı arzuladım birden. Bir sonraki post'ta bu kitap hakkındaki düşüncelerimi okuyabilir ve fikir sahibi olabilirsiniz. Iyi akşamlar.
Amphitriteas
"Bir aşığın ateşi gibiydi; beni utandırıyordu; nefret doluydu ama bir o kadar da baskındı; ve övünen gözleriyle beni kendine çekiyordu, sıcak dudakları yanaklarımda öpücükler saçıyordu; ve neredeyse hıçkırıklar içinde fısıldıyordu,"
Bir tür spoiler içeriyor olabilir, aman gözleriniz Carmilla'nın c'sinde kayarken pişman olmasın.
Bu kitap edebi bir şaheser.
Bunun dışında, hikaye çok orijinal ve edebiyatı, televizyonu ve sinemayı günümüze kadar nasıl etkilediğini açıkça görebiliyorum, özellikle Bram Stoker'ı. Carmilla ve Kont Drakula arasındaki sayısız benzerlikten Stoker'ın tam olarak nasıl ilham aldığı açıkça anlaşılıyor. Her iki roman da harika olsa da Drakula'nın Carmilla'ya yaklaşamadığını ve hikayesinin asla eşit derecede tanınmamasının kesinlikle utanç verici olduğunu söylemeliyim.
Ayrıca, Carmilla olağanüstü bir karakter. Kurbanlarının hayatlarına nasıl büyülendiğini ve manipüle ettiğini ve ölümlerine kadar onları yavaş yavaş tüketmesini çok sevdim. İnsanları, tamamen yabancı olmasına rağmen, uzun süreler evlerinde kalmasına izin vermeye ikna etmenin bu kadar kolay olması biraz tuhaf ve kesinlikle işin biraz acayip tarafı. Sanırım cinsiyetini kendi avantajına nasıl kullanacağını gerçekten biliyor. Özellikle, tüm gücüne rağmen hala kusurları ve güvensizlikleri olmasını seviyorum. Sadece kan değil, aynı zamanda kurbanlarından sevgi ve bağlılık da istiyor. Herhangi bir canlı yaratık kadar sevildiğini hissetmeye ihtiyacı var, belki daha da çoğunu.
Ayrıca, Carmilla'nın şu anki kurbanı, aynı zamanda hikayenin anlatıcısı olan, saf, iyi bir Laura'mız da var. Laura, çocukluğundan beri aldatıcı vampirle ilgili garip karşılaşmalar yaşayan yalnız bir genç kızdır. Onun bakış açısı, tam olarak birinci elden bir anlatımdır. Carmilla'nın kurbanlarını nasıl manipüle ettiği ve kullandığı, onlarda uyandırdığı duygular ve onlarla olan ilişkisinin tam kapsamının bir örneği.
>>>> devamı diğer post'ta <<<<
Amphitriteas
>>> devamı <<<<
Ayrıca, Carmilla ve Laura arasındaki çarpıcı eşcinsel ilişki beni tamamen şaşkına çevirdi. Dur, şöyle anlatayım; özellikle mi bilinmez, zihnimin bir tür gizli derneğe üye olduğunu düşünmeden edemiyorum. Beynimin içerisinde bir topluluk var ve eşcinsellikle alakalı her hangi bir duyumu oldukça dikkat çekici aynı zamanda ilginç buluyorlar. Onlarca damarların ardında sakladıkları bir kapı var ve bu kapı olduğu gibi düşlerime açılıyor. Bu kitaba, içinde lezbiyen içerik tasvir edildiği bilgisiyle başladım, ancak bunun nasıl sunulduğu konusunda kesinlikle hiçbir fikrim yoktu. Sadece iki kadın arasındaki gerçek ilişkiyi gösteren bazı alt tonlar olacağını varsaydım, ancak tamamen ve memnun bir şekilde yanılmışım. Bu kızlar ilişkileri hakkında daha net olamazlardı ve bu gerçekten harika! Evet, ilişki inanılmaz derecede toksik. Evet, en başından belli ama işler sarpa sarana kadar oldukça güzel. Ancak beni en çok şaşırtan şey, böylesine anakronistik bir kitabın on dokuzuncu yüzyılda yazılmış ve gerçekten yayınlanmış ve yine de yayımdan kaldırılmamış olması gibi saçma imkansızlıktı. Ta ki, o zamanlar insanların cahillikleri nedeniyle iki kadın arasındaki eşcinsel ilişkilerin varlığını ve bu kitabın sayfalarında gerçekten ne yazdığını fark edemediklerini ve gülünç derecede kör olduklarını anlayana kadar..
Amphitriteas
Uyuyamıyorum...
Amphitriteas
Oda loştu, sadece tek bir masa lambasının kısık kehribar ışığıyla aydınlanıyordu. Köşelerde yoğun ve rahatsız edilmeyen gölgeler birikmişti. Ağır perdeler çekilmiş, dışarıdaki dünyayı boğuyor, onu hafif tütün, kağıt ve yıllanmış meşe kokan bir alana hapsediyordu.
Geniş, karanlık bir masanın arkasında oturuyordu; kolları sıvalı, yakası açık, dövmelerinin mürekkebi ara sıra ışık parıltıları yansıtıyordu. Elinin yanında kristal bir bardak viski duruyordu, yarısı bitmiş, kehribar rengi sıvıya dakikalardır dokunulmamıştı. Parmakları bir kez davul çaldı, sonra durdu.
Kaşları düşünceli bir şekilde çatılmış, çenesi gergin, başkalarının sorgulama için ayırabileceği aynı yoğunlukta bir dosyayı okuyordu. Her satırı kontrol saçıyordu; ölçülü, dikkatli, tehlikeli.
Amphitriteas
Ethel Cain'den Two-Headed Mother. Gecenin kulak orgazmlı eşsiz önerisi,,
Amphitriteas
Call me by your name and l'll call you by mine,,
Amphitriteas
The Stranglers'dan Golden Brown, gecenin biricik önerisi. Ölümü bile romantize ettiğim o şarkı.
"Your helmet general, take that off." said King to the woman.
<"Generalim, miğferini çıkar." dedi Kral ona.>
Orta Çağ,
Krallığın kurtarıcısı, eşsiz yetenek ve cesarete sahip bir general. Kral, altın kılıcıyla sayısız savaş kazanan savaşçıya hayran kalmıştı.
Zaferleri sayesinde toprakları güvendeydi.
Kral, kahramanı altın, mücevher ve unvanlarla onurlandırmaya yemin etmişti.
Ama gerçeği bilmiyordu; Ünlü general bir kadındı.
Kadınların savaşamadığı bir dönemde, halkını korumak için kılıcı eline almıştı. Şimdi, onu en büyük mücadele bekliyordu; savaşta değil, kralın sarayında.
Amphitriteas
^Devam.
Bir Okyanus, uçsuz bucaksız ama bir o kadar yakınlığı tedirgin etmiyor ancak ayaklarımda bilhassa parmak uçlarımda hissettiğim sıvının gerçek hissiyatıyla ürküyor, korkuyla doluyordum. Geçmişimin yazımsılığıyla durulanmış ölü rengiyle Okyanus, ruhumun derinliklerinde bana göz kırpan hayaletlerle kendi koyu rengine boyanmış bir gökyüzü. Ben ise, bu eylemin ortasında, içi dolu bir deniz kabuğunun hayransı tırtıklarının ardında parlayan bir mücevher, inci, kristal, küçük bir ucube. Ay'ı temsil ediyorken, elementlerin yukarılara doğru süzüldüğünü ve birleşmek, yok etmek için can attıklarını gördüm. Bu karanlık duyguya tamamen tezat olan sevi oyunlarımız artık her birine katılır olmuştu, parıldayan gövdelerimizle göğe yükselirken. Koca bir ışık kapladı ufuğa doğru, yükselen kasvetten. Ay parladı oracıkta birden. Yükselen kasvet son bulmuş, belki bir ruhsuzlukta hatırlarıma armağan, tekrar hatırlanmak üzere derinliklere gömülmüştü. Aya gülümsedim. Kümelerine doğru vahşet saçan haline tebessüm ettim. Ruhuma dokunan bu etkileyiciliği karşısında diz çökmek için doğruldum ve müteşekkir oldum. Ona taptım. Karanlığın seçilmezliğinin arasında yüzüme aydınlık olmuş, yeni bir katledilişin söyleşisini acımasızlığına sunmuştu. Yine de, hançerlenen ruhuma fısıldarmışçasına, kanlanan gözlerimle, susamış benliğimle, tebessüm ettim.
Kızıl rengiyle parıldayan irislerimle, fırtınalı ifademle, yana doğru sinsice kıvrılan bir çift et parçamla, vahşet ve bilmişlik, farkındalık barındıran kendi söyleşimle tebessüm ettim. Bir soluk yaz şarabı gibi parlayan dudaklarımın ardında sivrileşen, ruhuma işlemiş ve acımasızlığa ilişkin çatallı, zehri keskin köpek dişlerime bulaşmış bir dil. Ay'da, koca kümesinde, yükselmek ve mezarlığın lanetini paylaşmak adına, son kez buğululukta kayboldum. Hoş karşılamanın tuzunda, çığlıklar yer edinmiş, acıları bize sevinç olmuş, ellerimiz kalkıp sallana sallana haykırışları kahkahalara çevirmiş gibi.
Ay'a aitim. Lanet bize ait. Soluk Ay'a,.
Amphitriteas
O kadar geniş bir duygu karmaşası ki, her türlü üzerinde düşünmeye değer şeyi barındırıyor göz yaşlarımda. Geçmişi öyle bir derinlerden çıkarıyor ve anıyorum ki, her bir kesit gözlerimde parıldayana dek özlüyorum. Tuzun acı, zamanında yer verdiği tatlı buruk kırıntılara baka kaldım ayın ışığının tamamen çevrelemesine pek kalmamış odamın pürüzsüz camında, seyre daldım içimdeki dürtüyü, hayvanı, vahşiliği fakat gözlerimdeki her bir duygu kırışıklıklığı bu hayvansılığa yeterli bir örtü oluyor, Ay'a ait olmayanlara aptal gibi davranıyordu.
Umursamadım.
Açık pencereden süzen bir tek rüzgarın ahesteliği değil, yukarılarda bir yerlerde benim için gökyüzünde kümelenmiş bir kaç parça pamuğun arasından kan akıtmak için yükselen ve ruhları birer birer küçük deliklerinden süzdüren Ay'daki ruhani benliklere ait tiz, aralıklı ve yankılı kahkahalar. İçimdeki hayaleti seyrederken, karanlığın tuhaflığında parıldadı gözlerim buğulu kristal camda. Yansıdı bir kaç anı, aktı yine bir kaç sıvı, bu sefer rengini kızıla çalmış, bana oracıkta gülümsüyordu.
Aralık pencereden ruhuma doğru esen rüzgar bana Ay'dan haber getiriyor, dağılan, esintiyle yukarılarda birbirleriyle buluşan her bir tutamım ise gönderilen habere duyulacak bir duygu haline geliyor. Derinlerine daldığım ruhuma son kez baktım kristaller arasında. Parıltısını her bir kümeye dağıtmış süzülürken Ay, yavaşça göründü derken birden koca bir karanlıkta, her gece hissettiğim yumuşaklığımın arasında buldum kendimi bir rüyada.
^devamı bir sonraki post.